6
Yorum
22
Beğeni
0,0
Puan
1341
Okunma
bu kez uzun yazacağım kısa saçlarına laperdia
çok konuşan suskun fotoğrafların gibi
erte bir anlama havalandırmak amacım kuşları
sade ama sıkı bir öpücük kondurmak yanaklarına usulca
düşük de/si/bel bir ıslık sesi duyarsan
sakın korkma
yalnızlığım koşuşturuyordur kulaklarında
yada kış sonrası karlar eriyordur
olmadı ellerini tutmuşumdur egzotik bir ortamda
fazla anlam yakmasın cigaran
buselik bir serinlik süzülsün gerdanına
protest bir ezgi sokulmuş gibi dudaklarına
unut gitsin tümden
bir tespihe dizdiğini düşün
ya da bir kürdan gibi kullanıp attın
hayat kahramanlarını
yaşamak hâlâ büyük kargaşa lauperdia
hayat kahırla yaşanmayacak kadar küçük
özür dilerim lauperdia
hadi kıs şimdi gözlerinin altını
bak odana güneş sızıyor perdelerden
hadi soğuk bir duş al
ılık bir hüzün eşliğinde
iki kişilik bir masa kur ya da
o karanlık irislerine
sen hep severdin ya ışıklı şehirleri
yok! sadece gamzelerini doldursun yağmur bu kez
biraz sükûnet lauperdia
şimdi derin bir nefes çek dar/alan ciğerlerine
bilirim şebeke kaldırmaz bu kadar enerjiyi
çıplak ayak koşuyordur göğsün şimdi
saatli bir bombanın son anları gibi
çok zaman oldu haklısın
yılların tozu ellerinde
hep merak etmişimdir
öldürmüş müdür diye
zaman denen yakuza gözlerindeki o ümidi
hâlâ kırmızı çizgileri duruyor mudur kalın dudaklarının
patikalar birikmiş midir yüreğine
körelmiş midir eski cesâretin
kayalar mı vurmuştır yüzünün hasrete açık koyaklarına
yine taşları kaldırıp altına mı gizledin benliğini
yoksa yine kaldırım taşları gibi kastatı mı yüreğin
yine o ıslık çalıyor bak
duyuyor musun lauperdia
sanki kasımın on yedisini taklit ediyor takvimler
yalnız kalmak için pek uygun sayılmazmış hava
kuvvetlice öksürecekmiş gök
öyle diyor tahminler
unut lauperdia
tüm parıltılı şeyleri
aklında geriye giden ne varsa
sök merdivenleri kır trabzanları
en çok da arada içine dağılan kavak yellerini
kandırmasına müsaade etme
bileğine sıkıca bağla
azgın vakitlerde bolca su dök yüreğinin közüne
sıkıca zincirle üzerinde adın yazılı kolyeyi
üşütür insanın göğsünü mahrem rüzgarlar
acıktırır vaktinden önce budanmış zaman
nasır tutmuşsa avuçların
ve o dipdiri unutamamak...
bak deniz bile çürük mavi
haylidir mavisi çıkmış hayallerinin belli
şimdi en iyisi bir kanepeye kurulup geçmişi yudumlamak
zâten kimse geçmiş izleri takip ederek yarına ulaşamaz!
ahh lauperdia
umarımda asılı suskun saat
dimağımdaki kalıcı hayranlık
avuçlarımdaki körelmeyen titrek telâş
bilerek dâvet etmedim seni
yılkı dönüşü kutlamama
saçlarının ucunda say beni
ansızın çıkagelmiş hisset sessizliğinin kabrine
bas sağ elini kalbine
kibrinin kalın iplerine as ıslaklığımı
hür bir kısrak gibi kükresin sesin yalnızlığımda
kurumuş bir orkide gibi
yazılmamış bir kitabın tam orta sayfasında bekle beni
kollarını açmış bir eylül sabahı
mutlaka ama mutlaka sesleneceğim sana
aşkın alışkanlığı aştığı hava sahasında
uzak zamanların çanlarıydı kandıran bizi
ki hafif çiseleyen yağmura benzettik koca denizi
hayatı unuttuk, gerçeklerini
tepeyi aşarsak ayı yine kucaklarız dedik doya doya
bir yol yorgunluğuydu geçti
gururumuz sağ kaldı şükür
mihmet sellerinde kaybolduk!
ben seni hep anladım lauperdia
sakın suçlama kendini
ve faydasız sanma gidişini
zaman bâzen yoksul hissettirir seni
bâzen kendini ilaçlarını tüküren hasta gibi hissedersin
arada sağlama isterse zaman;
" kadın derindi
adam yüzme bilmiyordu"
dersin!..
ToprağınSesi
.