5
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
1520
Okunma
Şehir yanardı biz hep üşürdük her dudağımızı kanatan şarkıda…
Omzundaydı kırlangıç
Dövmeli sarı mevsimler
Vardı rüzgarlar da
Karanlık kadar siyahtı gözleri
Tenine asılı duran bir fısıltıydı fırtına…
Sarı perdeli sokaklar
Beyazı kaçmış tavanlar
Caddelerin lağımlara akan yaşları
İrina’nın geceye saldığı doğum çığlığı
Sancılı bir vaktin tüm *içliği
Alıç ağacından kalkan kara kanatlı sığırcık
Ve acılı mısralara kefen biçmiş kelimeler
Az sonra vurulacak gök
Avcıların ellerinde kanadı kırık yüzyıllık yıldızlar…
Asırlık sarnıçlara doldurulmuş susamış suskun bir şahitlik
Ay düşse üstüne tüm kuyuların
Karanlıklar aydınlıkları gömebilir mi ki
Suya yalvar…yalvar…
Dirilirim mi ki teraziyi elinde tutan tanrılar
Ölüm akıtan ırmakların yosunlarında taze ölü insanların kokusu
Yokuşlara yorgun meleklerin durgun kanatları
Bir küfür tükürüp tüm olanlara takılıp sığırcığın peşine
Gülebilmek zoraki tebessüm kondurup tüm çatılara
Tirajı yüksek manşetlerde mankenleri bir bir öpüp
Alçalıp toprağa sığınmak serçeler gibi
Bir buğdayın başak vermesi için gübre olmak
Ot odun içinde terli terli yanarken
Ben İnsanım bu yüzden sevmeliyim tüm evleri
Bir de göğsünden hayatı beyazla besleyen tüm kadınlar
Kapitalsiz,…
Sövgülerim, türkülerim gelinde getirin
Sırtında kırlangıç dövmesi vardı
Kızıl dudaklarını kıskanan bir şafak
Saçlarında bir dolu akşam karanlığı
Sakın demeyin kara gözlerini….
Ah konuşsa sokakların kalkmayan kaldırımları
Az önce eylemci olduğum lambaları patlarken üstümde
Nur içinde yatsın ampul etrafındaki tüm kelebekler
Öldükten sonra tekrar geleceğim ben
Onun omzundaki kırlangıcı öpmeye
Bekle beni son kum tanesi düşene dek
Sevişme güncesidir aç tüm camları
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.