7
Yorum
18
Beğeni
5,0
Puan
1296
Okunma
Sen de gel/sen
Suskun bir ağustos sonu bir Pazar günü
Henüz güneş vurmadan pencereleri
Çalmadan gir açık kapıdan içeri
Rüzgar bırak sonradan getirsin kokunu…
Masada (iki) gece karası sekiz zeytin, az beyaz peynir, iki dilim ekmek
İklimsiz kurulan bir sofra köşesi işte
Tavşan kanı çay demlikte nöbet tutar
Erkenci yine şafağı uyandıran serçeler
Bak unuttum gene gelişinin telaşında yüzümü yıkamayı…
....
Bu sabah gelirsin diye dün akşam geçtim “ölü şairler sokağı”ından
Şehrin alacakaranlık sessizliğinde kayan yıldızları sayarken dinledim
Elinden o hiç düşürmediğin şiir kitaplarına bakarken uzaktan
Aktı zaman sallanan perdelerin gerisinde…
“Piraye” kadar sevmek seni sürgün memleketlerin birinde
Ve bir çınarın altında beklemek
Ya da tek bir kitap arasında mahpus kalmış mısralarla bir olup
Acı soğanlı görüş gününü beklemek “oy havar..!” demeden…
Sana bağlanmadan seveceğimi kirli sakalında nur saklayan hatırlattı
Rakı kadar anasona yatırılmış ağdalı sözlerden sıyrılıp
Evreni sevmeyi öğrettiğinde ben seni daha da çok sevdim
Bu yüzden sen de gel diye sebepsiz hazırladım bu kahve/altıyı…
“ bilmiyorum neredeyim , ne haldeyim ,ben kimim, ne haldeyim..”
İrkilip kendime geldiğimde karşımda Cemal Safi’nin sesi
Gözlerim torbalı kapıda koca bir boşluk
Yokluğun içinde bir varlık bıraktığın saksındaki yediveren
Anladım bugün de gelmeyeceksin çatıları tepeden izlerken güneş
Sen de gel/sen
Sokaklara sarı dökmeden eylül
Hazır kahvaltı dururken
“ölü şairler sokağı” bu kadar benle konuşurken
Ya şimdi gel ya da bırak her şiirde sana doyayım…
5.0
100% (16)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.