2
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1423
Okunma

yere düşmüş bulutlardan iz bırakarak kızakları uçuran
sibirya kurtlarının
kavrulan gözlerinden adeta fışkırıyor
Tanrı’nın korkuyu nasıl yarattığı
sonsuzluğa depar atarken
yüzüm yanıyor soğuktan
dibe vurmuş mors etleri rüzgara kusuyor dudaklarıma yabancı
"hayatın içine dalıyorum "
güçlü bir yupiğin
kamçı sesleri ninnim
nazeni bir uyku koynuma giriyor
teklifsiz
gizli koyakların eskimo kızları
melez ağaçları dikiyor kara karılmış kalbime
kuyu kazıyorum somurtkan bir ren kürküne
ah urfam
buğday başakların
kavrulurken ikindi güneşinde
güneşinden bir parça buraya göndersen
fok derisinden çizmelerimi avuçlarken kar
"hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi"
soluk benizli yıldızlar
kırkyama yapıyor göğe
sabâ ile titreşen kar misketleri pür neşe
yüzümde birikmiş jaleler
aydınlık gibi kımıldamıyor bedenim
ah bir kahve...
"ben ki,baht-ı kâre
dolaştım hep âvâre"
ah olsa türk lokumlu bir boşnak kahve
bitevî râhiyası...
buzla dolu gözlerim
med-cezir psişik düşlemler
uzun yolları dolarken parmaklarıma
soluklanıyorum
novodevichy’de
tek bir karanfil koyuyorum
kardan kardelene bürümüş
güzide üstadın mezarına
"ne güzel şey hatırlamak seni
...........................................
.............................................
içimde ikinci bir insan gibi..."
Tanrı’nın soğuk cömert topraklarını
ısıtırken avuçlarımda
kızıl meydana ilerliyorum
uykulu bir marşla dilimde
moskova’da nazım hikmet’in yattığı mezarlık
gönül gençyılmaz
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.