10
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
2496
Okunma

"İsli bir çerağ düşer usuma
Bir köprü salınır suskun denize
Yarımdır oysa
Kırılmış düşlerimiz gibi
Sen ağlarsın
Ben utanma diye arkamı dönerim
Bilirim senin geldiğin topraklarda
Zayıflıktır bir erkeğin ağlaması..
Şimdi ağlayacaksın
Yüzümü döneceğim sana
Sakın utanma
Ne ellerimiz günaha bulaştı
Ne de beyaz bir güvercini uçarken vurduk"..
...
Yüzümün kıyısından el sallıyor buruk bir hüzün,
ve rıhtımdan kalkan bir gemiye okyanus olmaya hazırlanıyor,
gözyaşlarım.
Devriliyor kirpiklerim,
göz diplerimde deprem telaşı,
yarım kalmış bir masalın intizarı dilimde,
ve saçlarımda o tanıdık poyraz.
Dokunsan ellerime şimdi sevgili,
zemheri / buz /ayaz.
Yalancı bir bahar yalamış yüzümü,
firari ağustos böcekleri doldurmuş yırtık eteğimin ceplerini,
bir manastır sessizliği bulmuş beni hep saklandığım sokakta,
kapatmış eylül’ün gözlerini bir rahibe küçücük elleriyle,
gözlerime mil gibi çekmiş sukûneti,
ki; mavi.
Sorma,
Havariler ve melekler...Hatta onlar da
bulamazlar beni.
Köşe başı yorgunluklar dökülür diz kapaklarımdan,
avurtlarımı yakar tuza kesmiş inciler.
Ayrılık süzülür çisil / çisil parmaklarımdan,
boyanır kırmızıya kaldırımlar,
başıboş yağmurlar yıkar izlerimi.
Yarın ;
Dudaklarının arasında terennüm olacak adım,
avuçlarında sana bıraktığım yanlarım sızlayacak,
acıyacak ellerin.
Lâl olacak dilin...Ağlayamayacaksın bile,
bense kaç şehir kaybolmuşluğumun hüznüyle,
annemin dizlerinden,
yine,
yeniden,
sönük bir yıldız gibi ışık toplayacağım...
de_soulmate
iki
bin
dokuz