5
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
1195
Okunma
/Şimdi sen bir rüzgârın eteklerinde iklim karası
ben doruklarda siperlenmiş rüzgâr gülü.../
hani yalnızlık satan dudakların nerede
bir şehri kuşatan o amansız orduların
denize masmavi yamalar yapıştıran
ve eksik yerlerini dolduran yarım kalmış bir hayatın
zülfikâr gibi kesip de göçen göğümün en sağlam yerini
kuşların nerede/ asi(l) rüzgarlarda öksüz bebekler doğuran
korkuların/bir nakkaş hokkasından ufuklar yoğuran
umutların nerede/ rüzgâr ağlayışlarıma duyarsız
dağların kalbinde ölürken Mecnuni hikâyem!
derim ki: çeşm-i bülbüller susarken gül kurusu yüreğime
kırlangıç göçüşleriyle sulanıyordu mihrabın kurak yönleri
ve bir gece-kondu en zayıf yerime
bedenimde imarsız bir kadının temeliydi gözleri
yasaksız/ kitapsız/ zararsız bilinirken inançlar
ne günahlarını sorgularsın ne de sevaplarını zamanın
demir tavında dövülürken şair aşkları bir vakitler
şiir tadında görürsün rüyâları/
hayallerinde küf kokulu Fuzuli divanın...
şiirlerin rengini akıtırken günahsız ellerim
ne bir şair teyâkkuzu yaşanırdı dar ağacı uykularda
ne bir ufunet renginde solunurdu can kırıkları
artık her yol bir eleme çıkan hece vezni
her aşk hayal meyal zengin bir kafiye...
su gibi inadına
vakit gibi hızla
aşk gibi arsızlıkla
sevmek ve gitmek arasında her şey
dudakların ortasında...
güle güle ey aşk
her gidiş bir ‘dön vakti’nde güzel.
Nevzat Konşer
5.0
100% (9)