31
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
2239
Okunma

Ölmeden önce yazdım bu satırları
Göz kapaklarımda inatçı ecel terleri
Demlenirken yeşile
maviye karışan sarının süzmesi esir
yıkanacak ay suretinde gölge kirleri
Yoktu bileklerimde kelepçe izi künye
Kendi pasında çürüyen demir parmaklık
Düş dalgını asi voltalar
‘’Demir kapı,kör pencere’’
fısıldaşırken parmakları kanayan yıldızlar
Sayfalarda iz bırakan üvey kimlikler
Ve satır’lara gelen boynu kıldan inceler
Yarı açık gözlerim şimdi;
Kış uykusu ruhumdan hortladım
Ömrümün talanını yazıyorum
Kalbime tutuşturulan kibritle başladı
Alametlerde bahsi geçen doğu yangını
Barutla karışık yağan kırmızı kar
Acıyla yankılanan bir ağıda karışan hawar
Dinleyin;
Sağanak hali ölüm yağıyor
sızı kuyusuna açın avuçlarınızı
ipleri çekildi imitasyon babalığın
tutun sıkıca kavrayarak
bileğinizde son kez atacak nabzınızı
tarihin anlattığı bütün destanlar yalan
tarifi yapılan tüm sahte aşklar adına üzgünüm
konuşamadığım bir dilde vahiy kadar kutsal
anlatamadığım aciz kelimeler kadar mahçup
Saçlarıma yuva yapan kar beyazını topla
Gagasında karbondioksit taşıyan kuşlara
beni doğurmadan önceki gibiyim Anne
büyüyen bu yarayı yeniden sevebilir misin?
alnımda dağ ateşi yoğuruyorum
öldüm.
Beni yeniden doğurabilir misin?
senin dilinde seni seviyorum diyebilmek
ne zor
ve ne kadar güzelmiş annem
‘’hiz ji te dikîm’’
Ölüm yeniden dirilse
gözlerinde ki çukura gömer misin yeniden
Faik Danışman
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.