0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
21
Okunma
Seni sevmek
şamdanın içinde
kendime bir yer bulmak değildi.
Ben zaten oradaydım.
Fitilim göğe uzanıyor,
gövdem masaya doğru eksiliyordu.
Sen bunu ışık sandın;
ben ise her gece
biraz daha kendimden gidiyordum.
Sen geldin.
Masanın üzerindeki kaşık
bir anlığına sana doğru eğildi.
Benim alevim
ilk kez birinin yüzünde
kendi sıcaklığını gördü.
O günden sonra
ne zaman sana baksam
fitilim biraz daha kısaldı.
Sen fark etmedin.
Balmumumdan bir damla düştü masaya.
Öylesine küçük bir şeydi ki
kimse dönüp bakmadı.
Oysa ben
her damlada
senden kalan bir ânı
dondurdum.
Bir damla daha…
Biraz daha eksildim.
Meğer aşk
büyük cümlelerle değil,
insanın kendinden
fark ettirmeden vazgeçmesiymiş.
Sen gittin.
Kapı kapandı.
Ben şamdanın içinde kaldım.
Alevim hâlâ yanıyordu
ama artık
sana değil,
senden sonra kalan boşluğa
ışık veriyordum.
Şamdanın soğuk gövdesi
son sıcaklığını taşıdı parmaklarımın.
İnsan giderken
arkasında ne bırakır, bilmiyorum.
Ama bazı gidişler
eşyaların bile hafızasını değiştiriyor.
Sen gittikten sonra
masa aynı masa değildi.
Kaşık eski yerine dönmüştü.
Perde susmuştu.
Ben ise
her gece biraz daha küçülüyordum.
Çünkü seni unutmak
sönmek kadar kolay değildi.
Sonunda
fitilime kadar geldim.
Alev küçüldü.
Gölge büyüdü.
Ve ilk kez
kendime baktım:
Ben sana ışık verirken
kendimi tüketmişim.
Şimdi şamdanın dibinde
ince bir balmumu tabakası var.
Kimse onun ne olduğunu bilmez.
Sen bakıp geçersin.
Ben bilirim.
Orada
sana ayırdığım ömrün
son damlası duruyor.
Bir gün dönersen
beni yeniden yakmaya çalışma.
Çünkü bazı mumlar
ikinci kez yanmaz.
Bazı aşklar da
geri dönenlere
aynı ışığı vermez.
Ben artık
sönmüş bir mum değilim.
Ben,
yanarken seni seven
ve sönerken
kendini bulanım.
Sen bunu
belki çok sonra anlayacaksın.
Ben sönmedim.
Sen geç kaldın.
Alper KARAÇOBAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.