0
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
51
Okunma
(gece, İstanbul ve aşk üzerine)
Gecenin dördünde bir kaldırım kahvesinde
içini büker son sigaranın dumanı,
(biraz da yağmur yağıyordur mutlaka)
kendi bıçağıyla vurulur kalbin, anlamazsın…
Çünkü aşk,
son kömürlü kara bir trenin gar gar dolaşmasıdır.
Yanlış limanlara sığınır durursun,
hangi şehirde olduğunu unutursun…
Sen yine de sakın kendini çocuk,
öyle yağma bir sevdaya teslim olma.
Geceye bir gazel düşer, üşürsün;
yangınını söndürmez hiçbir itfaiye,
savrulursun, kendi külünle ödeşirsin geceleri.
Ve maşuk dediğin,
bir faili meçhul gibi çekip gittiğinde
avuçlarında faizi kalır acının…
Anladın mı?
Aşk dediğin borçlandırır adamı,
hem de ödenmez bir ömür boyu...
Gece yarısı ekspresi geçer içinden,
ıslak bir bulvar kadar çaresiz kalırsın.
(biraz da poyraz eser Sarayburnu’ndan)
Sen sanırsın ki bu ateş hiç sönmeyecek.
Oysa aşk,
yanlış bir adreste unutulmuş mektuptur, okunmaz...
sadece sararır sayfaları vaktinden önce.
Sakla tenini bu ucuz sevdalardan,
her mısrada bir çentik atanlara aldanma.
Geceye bir parantez açarsın ansızın,
içinde adı geçen şarkılar kalır.
Susarsın, kendi sözlerine boğulursun sonra.
Ve maşuk dediğin,
geceye karışan bir firari gibi kaybolduğunda
diyetini ödersin en ağır yalnızlığın…
Anladın mı?
Aşk dediğin müflis bir tüccardır aslında,
seni en zengin anında hiçliğe satar da gider...
Dokunursan kanar o eski yaralar.
Siren sesleri yırtar Taksim’in gecesini.
(biraz da Zeki Müren çalar eski bir gazinoda)
Gözlerinde esir âşık bir yolcunun telaşı, kaçamazsın.
Çünkü aşk,
gece yarısı basılan bir karakoldur,
sorgusuz sualsiz kelepçeler ruhunu.
Sakın ola teslim etme ellerini.
Bu çirkin krallıkta dürüst sevmeler zordur.
Geceye bir istasyon çizersin siyah kalemle,
aklım kaçar aklından, sonra uykuların.
Kalırsın tek başına,
kendi soğuk gölgenle sarılırsın sabaha.
Ve maşuk dediğin,
bir sonbahar yaprağı gibi savrulduğunda
sana yalnızca kısa bir dipnot kalır…
Anladın mı?
Aşk dediğin bir cinayet mahallidir,
ne kadar kaçsan da katiline âşık olursun en sonunda...
Artık kapatabilirsin kapılarını geceye.
Son vapur çoktan ayrılmıştır köprüden
(biraz da sis çökmüştür Haydarpaşa Garı’na)
Kanadı kırık gurbet kuşları gibi bu çırpınış boşuna.
Çünkü aşk,
gecikmiş bir otobüs durağında
hiç gelmeyecek bir seferi beklemektir…
Şimdi ne söylesem eksik kalacak, biliyorum.
Yüreğinde bıraktığı o ağır enkazla
bir başına kalacaksın şu âşıklar şehri İstanbul’da.
Ne haber verecek bir telgraf,
ne geriye dönecek bir iz…
Kaybolacaksın, kendi karanlığında eriyip gideceksin.
Ve maşuk dediğin,
bir gölge gibi çekildiğinde sokaklardan
sana yalnız dilinden düşmeyen mazi kalacak.
Isıtıp ısıtıp yokuşa sürme artık eski yangınları.
Anladın mı?
Aşk dediğin bitmeyen bir sürgündür en nihayetinde,
adamı kendi sırtından vurup sessizce gider...
Halil Kumcu (Halilî)
Şiirden geriye kalan satırlar:
Aşk, insanın kendinden kaçarken sevdiğinin gölgesine yakalanmasıdır.
Aşkın en acı tarafı gitmesi değil; gittikten sonra hâlâ sende yaşamasıdır.
Aşk, en zengin anında insanı hiçliğe satabilen müflis bir tüccardır.
Aşk bir cinayet mahallidir; kaçtıkça kendi katiline biraz daha yaklaşırsın.
Gece uzadıkça şehir susar; insanın içindeki eski sevgililer konuşmaya başlar.
3 Eylül 2026 / Perşembe / Bartın
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.