0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
46
Okunma
Gurbet Onda
Gurbet dedikleri o soğuk, o dilsiz diyar,
Ayaklarının bastığı, dilini bilmediğin topraklar mıdır?
Yoksa gönlünün ait olduğu o tek aziz canın,
Fersah fersah, şehirler boyu uzağında kalmak mı?
Gurbetin soğuk yeli vururken pencereme, içimden yükselir ses:
Toprak gurbet sayılmaz, insanı insan kılan candır;
Asıl gurbet, cananından ayrı düşüp nefes almaktır.
Ondan uzakta geçen her gün, ömürden çalınan bir zindandır.
Aşk onda gurbeti memleket eyleyip susmaktır...
Hasretle örülmüş bir gurbet akşamının tenhasında,
Sılayı ve o ela gözleri düşünürken sızlayan sol yanın mıdır?
Yoksa o mukaddes sızının bile bir gün eskiyip
Alışkanlığa dönüşmesinden korkan o dertli aklın mı?
Kalemim kağıda küsüyor bu korkunun ağırlığından, cevap net:
Sol yanın sızısı şereftir, o sızı hiç eksilmez;
Asıl korku, kalbin o büyük yangına alışmasıdır.
Ama korkma ey deli gönül, otuz yıl sönmeyen ateş kül olmaz.
Aşk onda o sızının hiç eksilmemesi için yalvarmaktır...
İnsan bazen kendi yurdunda da bir yabancı gibi kalır mı?
Kendi memleketinde insanı öksüz kılan o içindeki sürgün müdür,
Yoksa yaban ellerde, her köşe başında onun hayaliyle çarpışıp
Kendi yolunu, kendi izini, kendi aklını kaybetmesi mi?
Geceyi bölen bir iç çekişle dökülüyor kelimeler:
İçindeki sürgün büyüktür, nereye gitsen seninledir;
Ama gurbette her sokakta onu görüp kaybolmak var ya,
İşte o, yurtsuz kalmanın, aklı aşka teslim etmenin resmidir.
Aşk onda onun hayalinde kaybolup kendini unutmaktır...
Vuslatın o buram buram tüten kokusu nerededir?
Sılada bahar vakti açan o ilk çiçeğin taç yaprağında mı,
Yoksa gurbetin en zifiri gecesinde pencerene vuran yağmurun
Topraktan söküp getirdiği o tanıdık, o aşina kokuda mı?
Ruhum o kokunun peşinde bir derviş gibi dönüyor:
Sıla çiçeği güzeldir ama hasretin yağmuru başkadır;
Gurbette pencerene vuran her damla, onun nefesidir.
O aşina koku, mesafeleri yırtıp gelen vuslatın ta kendisidir.
Aşk onda o kokuyu bir nefeste içine çekip yanmaktır...
Gurbetin o amansız bağrında geçen koca otuz küsur yıl mı
Daha çok eksiltir, daha çok ihtiyar kılar şu fani insanı?
Yoksa memlekette geçirilecek o tek bir mukaddes dakikanın
Hayaliyle, ümidiyle yaşlanan o yorgun, o garip yürek mi?
Zamanı durduran o acı cevap kalbime saplanıyor:
Yıllar eksiltmez insanı, gurbetin takvimi işlemez aşkta;
İnsanı yaşlatan, o tek bir dakikalık kavuşma hayalidir.
Ümitle beklemek, gurbeti ömür boyu sırtında taşımaktır.
Aşk onda o bir tek dakika için koca bir ömrü feda etmektir...
Sıla hasretiyle buram buram yanan deli bir gönüle
Hangi teselli kar eder, hangi tabip merhem sürer?
Yolların kısalması, haritaların küçülmesi mi ferahlatır kalbi,
Yoksa o devasa mesafelerin aşka kattığı mukaddes vakar mı?
Şiirlerin efendisi gibi duruyor karşımda duru cevap:
Yollar kısalmaz, haritalar yalandır sevdalıya;
Kalbe ferahlık veren, mesafelerin aşka diz çökmesidir.
Uzaklık sevgiyi büyütür, ona sarsılmaz bir vakar yükler.
Aşk onda aradaki yollara baka baka onu kutsamaktır...
Gurbet gecelerinde masaya dökülen her sitemkar mısra,
Sıla toprağına, o yar sokağına düşen bir can suyu mudur?
Yoksa şairin kendi içindeki o amansız yangını
Bir an olsun söndürmek için gözünden döktüğü kanlı yaş mı?
Mürekkebim kuruyor, feryadım arşa ulaşıyor bu sualle:
Can suyu gurbete düşmez, o mısralar yarin bağına açar;
Fakat şair canı yandıkça yazar, yangın sönmez, harlanır.
Yazılan her satır, o büyük yangına üflenen yeni bir nefestir.
Aşk onda kendi yangınında mısra mısra kül olmaktır...
Söylesene ey dertli kalem, gerçek gurbetlik hangisidir?
Sevdiğinden yüzlerce kilometre uzakta, ayrı şehirlerde yaşamak mı?
Yoksa yan yana, diz dize iken bile araya giren
O görünmez, o geçilmez, o amansız gurbet duvarları mı?
En ağır darbe bu sekizinci sualden geliyor göğsüme:
Yollar yürünür biter, kilometreler aşka vız gelir;
En büyük sürgün, yan yanayken araya örülen o dilsiz duvardır.
Göz gözeyken gurbeti yaşamak, ölümden de beter bir intihardır.
Aşk onda o duvarları bile onun hatırasıyla öpüp sevmektir...
Gönül defterinde adı "deli şair" diye yazılan biri için
Bu yalan dünyadaki en büyük, en acı sürgün hangisidir?
Aklın o dar, o sığ sınırları içinde hapis kalmak mı,
Yoksa sevdanın gurbetinde bir ömür boyu yurtsuz, yuvasız kalmak mı?
Ruhum prangalarını kırıyor bu sorunun şerefine:
Aklın sınırı hapishanedir deliye, şair akılla iş yapmaz;
Sevdanın gurbetinde yurtsuz kalmak ise en büyük krallıktır.
O sevdada evsiz kalanın yurdu, yarin o tek bir bakışıdır.
Aşk onda o yurtsuzlukta ebedi bir yuva bulmaktır...
Son sual, gurbetin bağrında tüten o vuslat dumanı...
Söyle ey kalbim, bu amansız duman bir gün elbet diner mi?
Yoksa o duman, her nefes alışta ciğeri kavuran,
Gönül hanesinde ebediyen tütecek kutsal bir ocak mıdır?
Gurbetin sessiz gecesine son mühür vuruluyor:
O duman dinmez, dindiği an şair ölür, sevda biter;
O duman, göğsün ortasında yanan o mahşeri ocağın nişanesidir.
Nefes aldıkça kavurur içini, ama insan o dumanla nefes bulur.
Aşk onda o dumanla boğulup, o dumanla yeniden doğmaktır...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.