0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
14
Okunma
Bazıları var ki, damarlarında kan yerine kibir akıyor;
Yürüdükleri yollar, çiğnedikleri haysiyetlerle örülü.
Kendi karanlıklarını güneş sanacak kadar körleşmişler,
Ruhları, henüz yaşarken kendi hilelerine gömülü.
Öyle bir hırs ki bu, doyuramadıkları bir canavar,
Başkalarının yıkıntısı üzerine saraylar kurarlar.
Bakışlarında bir aşağılama, dillerinde zehirli bir irin;
Sadece kendilerini kutsal sayar , sadece kendilerine inanırlar.
Erdemli olmayı bir ticaret malı gibi pazarlayan bu zavallılar,
Varlıklarıyla dünyayı kirleten birer sızıntı gibidir.
İçlerindeki o büyük boşluğu unvanlarla yamarlar da,
Bilmezler ki o boşluk, aslında karakterlerinin dibidir.
Vicdan dedikleri, sadece işlerine gelince taktıkları bir maske,
Çıkarı bitince fırlatıp attıkları eski bir hırka misali.
İyiliği bile bir lütufmuş gibi insanın başına kakarlar,
Görmezler ki asıl çürümüşlük, bu sahte tavırlarının kendi halleri.
Hakikati kendi yalanlarına kurban eden bu gölgeler,
Zekâ dedikleri kurnazlığın içinde boğulup giderler.
Dünyayı kendi mülkleri, insanı ise piyon sanırlar;
Oysa vakti gelince, HAK’tan gelen adalete boyun eğerler.
Aynı göğün altında nefes almak bile bir zulüm bazen onlarla,
Bu kadar karaktersizliğin, bu kadar sahteliğin arasında.
Haddini bilmek en büyük ilimken, onlar hep cahil kalır;
Kendi egolarının o kapanmaz, o kanlı yarasında.
Kırıldı kalem, döküldü mürekkep, bitti bu dava artık,
Sizin olmayan o göklerde boşuna aramayın bir dua.
Çıkın hayatımızdan, o sahte maskelerle;
Bazıları için insan olmak, anlayana ebedi bir cenaze töreni işte!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.