0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
60
Okunma
Gül suya dedi ki:
“Benim kokum sensiz eksik kalır…”
Su güle baktı, sessizce aktı:
“Ben de sana değmeden kendimi tamam saymam…”
Biri narindi, biri duru…
Biri dikenleriyle kanatırdı,
diğeri en derin yaraya bile merhem olurdu.
Ama ikisinin de kaderi aynıydı;
dokununca güzelleşmek…
Gül susuz solardı,
su gülsüz kokusuz kalırdı.
Çünkü bazı aşklar vardır;
biri diğerine can olur,
diğeri ona anlam…
Ve anladılar ki;
gerçek sevda,
birbirini değiştirmek değil,
birbirinde hayat bulmaktır…
Gül, her sabah suyun yolunu gözledi…
Bir damlasına muhtaçmış gibi değil,
onu görünce yeniden hayata inanıyormuş gibi…
Su ise her gelişinde
gülün biraz daha hüzünlendiğini fark etti.
Çünkü en güzel çiçekler bile
fazla sevince kırılırdı bazen…
Bir gün rüzgâr sert esti,
gülün yaprakları savruldu.
Su telaşla köklerine koştu ama
bazı yaralara hiçbir damla yetişemiyordu…
Gül yavaşça fısıldadı:
“Ben senden vazgeçmedim…
Sadece yoruldum…”
Su o an anladı;
aşk bazen tutmak değil,
acısa da yanında kalabilmekti…
Ve o günden sonra
su her gece sessizce gülün dibinde bekledi.
Kimse görmedi, kimse bilmedi…
Ama bir gülü hayatta tutan şey,
bazen sadece sevildiğini hissetmesiydi…
Geceler geçti…
Ay defalarca doğdu o bahçeye,
ama gülün yüzündeki solgunluk hiç gitmedi.
Çünkü bazı acılar vardır;
zaman geçer ama içinden çıkmaz…
Su, her damlasında ona can vermeye çalıştı.
Bir yaprağı düşse üzülüyor,
bir dikenine rüzgâr değse içi sızlıyordu.
Çünkü insan en çok,
kıyamadığı şeyi severdi…
Gül bir gece başını göğe kaldırıp dedi ki:
“Ben en çok seni severken yoruldum…”
Su sustu…
Çünkü en derin sevgilerin dili yoktu bazen.
Sonra usulca aktı gülün köklerine doğru.
Ne git dedi,
ne kal…
Sadece yanında kaldı.
Ve gül o gece anladı;
herkes seviyorum derdi,
ama gerçek aşk,
solarken bile terk etmeyendi…
Sabah olduğunda
bahçede hâlâ bir gül vardı…
Biraz kırılmış, biraz yorgun…
Ama köklerinde onu bırakmayan bir suyla
hâlâ hayattaydı…
Mevsimler değişti…
Bahçeye nice çiçekler açtı, nice yapraklar düştü.
Ama gül ile suyun hikâyesi
hiçbirine benzemedi…
Çünkü onlar birbirini sadece güzel günlerde sevmedi.
Birbirlerinin en karanlık hâline de dokundular.
Gül solarken su gitmedi,
su taşarken gül korkmadı…
Bir gece gül sessizce dedi ki:
“Bir gün tamamen solarım diye korkuyorum…”
Su yavaşça cevap verdi:
“Ben seni çiçek olduğun için sevmedim ki…
Ben seni, içimde açtığın yer için sevdim…”
O sözden sonra
gül ilk kez dikenlerini saklamadı.
Çünkü insan,
yaralarını gösterebildiği yerde huzur bulurdu…
Ve yıllar sonra bile
o eski bahçeden geçenler
hafif bir gül kokusu alıp
toprağın neden bu kadar serin olduğunu anlayamadılar…
Çünkü bazı aşklar
gösterilmez…
Sessizce yaşanır,
derinden hissedilir
ve bir ömür hiç eksilmeden kalır…
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.