0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
64
Okunma
Bir kış günü bindiği o son duraklı yolda,
Özgecan’ın çığlığı asılı kaldı dağda.
Minibüsün camlarında kırıldı taptaze düşleri,
Ateşlere atıldı o bembeyaz masum gülüşleri;
Bir gençliğin geleceğin,külleri savrulurken havaya,
İnsanlık mahkûm oldu bir türlü bitmek bilmeyen yasaya.
Münevver’in boynunda söndü bu hayatın umudu.
Kibirli lanet olası,sessizlikler boğarken hakikati,
Zalim ellerde soldu ömrünün en güzel zarafeti;
Taş kesilmiş yürekler susturdu attığımız her feryadı,
O gece sadece vicdanlardan değil yeryüzünden’de silindi insanlığın adı.
Şule’nin ahı kaldı son bakışlarında , sustu yıkılası sağır duvarlar.
Gökten bir yıldız değil, bir ömür kaydı o gece de,
Oysaki gökyüzünde yankılandı en güzel dualar;
Bir plazanın camı şahitti o karaktersiz alçağa,
Düşen sadece kadın değil, o an düştü tüm insanlık karanlığa.
Ölmek istemiyorum!" diye inledi sesler sokak başında ,
Emine’nin önünde kesildi tüm nefesler ve haykırışlar.
Yavrusunun gözünde dondu o kutsal annelik yaşı,
Bir bıçak darbesiyle yarıldı sabır taşı;
Sokak ortasında kan, bir feryat ki arş-ı âlâyâ dek,
Utansın insanlık her bir can ve her yürek.
Bir varilin içinde yakılan en güzel hayallerdi,
Pınar’ın bedeniyle insanlık’ta yerlerde idi.
Betonlar döküldü de o sönmeyen yangına,
Kıydılar hunharca o gencecik nazlı fidanına;
Toprak bile utandı, gökyüzü bile oldu simsiyah,
Bu vahşetin üstüne doğar mı hiç bir sabah?
Ceren bir kapı önünde, Ayşe ise koruma altında,
Kimi sapık bir bıçak, kimi lanet olası eski bir koca,
Sönüyor bu ülkede umutlar ve kadınlar teker teker;
Sözler bitti artık, kalem bile kağıda ağır,
Dünya çok kalabalık olsa ne yazar ki, bu saatten sonra vicdanlarınız olmuş sağır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.