0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
79
Okunma
MÜPHEM
Evvelim bir rüyaydı, kokusu misk-i amber,
Ruhumun kanatları vardı, gökleri dar eyler.
Bir yasak meyve miydi, yoksa bir bakış mı derin?
Sürgünüm başladı o gün, kalbim artık bir yerin...
Cennetten düştüm ama, düştüğüm yer senin dizin,
İçimde bir bilmece, adını koyamadığım o sızın.
İşte öyle bir hal ki bu; ne gitmek var ne kalmak, Zamanın çarkı içinde, bir seraba sarılmak.
Dünya dedikleri bu han, tozlu ve yorgun bir durak,
Vuslat dersen çok uzak, hasret dersen pek yakın.
Bir sevda düştü gönlüme, ne tarifi var ne rengi,
Bulamadım koca arzda, ne emsalini ne dengi.
Bazen bir bakışında boğulur bin yıllık kederim,
Bazen bir sükûtunda, "İşte bu kıyametim" derim.
Sana "Aşk" desem az kalır, "Sevda" desem yetersiz,
Ruhum bir derya içinde, pusulasız ve feneriz.
Neden bu kadar belirsiz bu yolun sonu ve başı?
Neden her sevincin ardında saklı bir gözyaşı?
Bir erkek kalbi taşır mı bu ağır, bu dilsiz yükü?
Yüzümde çizgiler derin, dilimde hep aynı türkü.
Müphem bir sızıdır bu, ne öldürür ne güldürür, Ateşin içinde tutup, küllerinden oldurur. Bak, ömür dediğin nedir? Bir nefeslik mola yeri,
Ölüm ki; bu sürgünün, aslına dönüş seferi.
Toprak örtecek elbet bu yorgun bedenimi,
Silecek rüzgârlar, kumlardaki o mağrur izimi.
Ama kalbimdeki o giz, o tarifi imkânsız sızı,
Sönmeyecek ruhumda, sönmeyen bir kutup yıldızı.
Eğer sorarlarsa bir gün; "Neydi seni yoran?" diye,
"Cennetten dünyaya kalan, o en büyük hediye."
Adı yok, sonu yok, mısralara sığmaz bu matem,
Benimki bir ömürlük arayış; adı sadece...
Müphem.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.