0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
28
Okunma
Güllerin Kadını
Sana sunduğum her taç yaprakta bir yangın saklıydı,
Bilmeden, seni kendi sevgimle tutuşturmuşum.
Seni bir gonca gibi saklamak isterken göğsümde,
Göz göre göre o zarif boynunu bükmüşüm.
Romantik bir jest sanmıştım sana uzattığım her gülü,
Oysa o güller sarmaşık olup sarmış etrafını,
Güzelliğine adadığım her tutkulu cümle,
Kendi ellerimle ördüğüm bir zindanmış meğer.
Ben seni zarif bir rüya diye sevmiştim,
Kaderin ağır yükünü o narin omzuna yüklemeden...
Ama ne zaman sana adımlar atsam,
Dikenlerim kanattı ak ellerini, bilmeden.
Yakıcı bir takıntıya döndü aşk dediğim o zehir,
Kendi cennetimden sana cehennemler yaratmışım.
Seni güllerle donatmak isterken aslında,
Acının ve şiddetin tam ortasında bırakmışım.
Oysa sen, o katran karası yıkımların içinde bile,
Bir asalet abidesi gibi dururdun karşımda.
Sana diktiğim her dikenli taçta,
Sen yine gül kokardın, yine masum, yine tek başına...
Zarafetin öyle bir tokattı ki benim hamlığıma,
Direncinle utandırdın seni hapseden bu tutkuyu.
Acıdan beslendin belki, ama hiç eğilmedi başın,
Sen öğrettin bana aşkın boyun eğmeyen dokusunu.
Şimdi ellerim kan içinde, güllerim perişan,
Baktığım her yaprakta senin o mağrur izin var.
Seni mahveden bu tutkulu kaderin vicdan azabıyla,
İçimde hiç sönmeyecek kocaman bir yangın var.
Affet beni Güllerin Kadını, affet bu kör aşığı;
Sana sunduğum güllerin dikeninde boğuldum.
Sen acının içinde bile asil bir kraliçeydin,
Ben ise seni severken kendi karanlığımda yok oldum.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.