0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
66
Okunma
Omuzlarında bir obanın dumanı tüter,
Yürekte biriken, dilden dökülenden beter.
Zamanı geldiğinde söz susar, kelam biter;
Giyilir o mor yelek; artık bu son sefer.
Ne kavgadır bu giyiş, ne de boş bir heves,
Sessizce daralır göğsündeki demir kafes.
Mor yelek sırtındaysa kesilir her nefes,
Bir ayrılık mührüdür bu, duyulmaz başka ses.
Yılların yükü biner o incecik omuza,
Kışın ayazı değer, bahar dönmeden yaza.
Hangi dert sığar bilmem, ne saza ne de söze;
Morun gölgesi düşer, feri çekilmiş göze.
Düğmeleri sökülmüş bir ömrün vedasıdır,
Yörük kadınının en onurlu davasıdır.
Rengi asalet değil, sessizliğin yarasıdır;
O yelek ki; yuvasız bir kuşun son yuvasıdır.
Kınası solmuş elin, tuttuğu son nakıştır,
Bu gidiş ne bir firar, ne de bir kaçıştır.
Dağların yamacından, ovaya son bakıştır;
Zemherinin bağrında, bir ömürlük akıştır.
Giyildi mi bir kere, yollar ayrılır sessiz,
Ne bir sitem kalır geride, ne de derin bir iz.
Morun ağırlığı çöker, kalırsın kimsesiz;
Bir yelek gider önden; mağrur ve çaresiz.
Kuşaklar boyu süren o kadim çile dolar,
Sararır yüzün rengi, gülün yaprağı solar.
Gidenden haber gelmez, yollar sise kaybolur;
Toprak ana koynunda, bütün acılar durulur.
Artık ne ocak tüter, ne de o kapı açılır,
Morun soğuk gölgesi, buz gibi yere saçılır.
Bir yelekle gelinir, bir yelekle göçülür;
Giyen kadın hürdür artık, zincirler parçalanır.
Alper KARAÇOBAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.