4
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
121
Okunma

YALNIZLIK
Fevzi Emir Yılmaz
İlk ezanla düşmüştü kulağıma yalnızlığın sesi;
susmayı bilmeden susturulmuştum.
Ayrılığın gölgesinde büyüdü çocukluğum.
Oyuncaklarım yoktu, kırılana dek
düşlerimle oynardım.
Dizlerimin taşlarla olan kavgası büyütmüştü beni,
gül bahçesinde gezerken kanayan yüreğime,
gülün dikeni değil,
kaderin sertliği saplanırdı hep.
Eksik uyanırdım sabahlara,
bir yanım hep gecelerde kalmış gibi.
Bir fincan çayda çoğalırdı yalnızlığım;
her yudumda biraz daha eksilirdim kendimden.
“Sev” dediler—
sevmiştim.
Sevdikçe eksilmiştim insanlardan.
Meğer sevmek,
en ağır yenilgimmiş.
Aynadan kaçan bir yüzdüm artık; yüzüm bile bana bir yabancıydı.
Sonradan anladım:
Benimki yalnızlık değildi,
ben kendime sürgündüm.
Nereye gitsem kendime varıyordum;
kıyıya dokunmaya cesaret edemeyen dalgalar gibi.
Bir çırpıda anlattığım bu yalnızlığın her saniyesi,
Koca bir ömürdü aslında,
ve hiç kimse bilmiyordu,
çünkü en derin yaralar, içimde sessizce kanıyordu.
unutmuş gibi yapıyor,
acımıyormuş gibi yaşıyordum,
oysa içimde hâlâ bir yangın taşıyordum.
Beni incitenlerden öğrenmiştim yaşamayı,
yarayı açandan dikiş atmayı öğrenir gibi.
Acıya doğan çocukluğum,
acıya tıka basa doymuştu artık.
Ve anladım ki;
en ağır yalnızlık,
insanın kendi içinde kaybolup,
kendine çıkan bütün yolları yitirmesiymiş.
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.