0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
40
Okunma
Son sabah…
İnsan en çok o sabah anlıyor her şeyin bittiğini.
Çünkü artık uyanmak istemiyorsun…
Ama yine de uyanıyorsun.
Güneş doğuyor, ışık doluyor odaya
ama senin içinde gece kalmış gibi.
Her şey yerli yerinde…
ama sen eksiksin.
Sanki biri gelip içinden “yaşama isteğini” söküp almış gibi.
O son sabah,
çayın tadı yok,
şehrin sesi uzak,
ayna bile seni tanımıyor.
Yüzün aynı… ama bakan sen değilsin.
En acısı ne biliyor musun?
Artık ağlayamıyorsun bile.
Çünkü gözyaşların bile yorulmuş senden.
İçin yanıyor… ama dışın sessiz.
İşte insan en çok o sessizlikte çöküyor.
O sabah anlıyorsun…
Birini kaybetmek değilmiş mesele.
Asıl mesele…
o giderken kendinden de bir parçayı götürmesiymiş.
Ve sen…
o son sabah
ne tamamen hayattasın,
ne de gerçekten yaşıyorsun.
O son sabahın devamı…
Artık zaman bile sana küs gibi akıyor.
Saat ilerliyor ama sen yerinde kalıyorsun.
Dünle bugün arasında sıkışıp kalmış bir ruh gibi…
Kapı çalınsa açacak halin yok,
telefon çalsa bakacak gücün yok.
Dün “hayat” dediğin şey
bugün sadece katlanılan bir yük gibi.
İnsan en çok o an anlıyor…
Bazı acılar bağırmaz.
Sadece içine yerleşir
ve orada yaşamaya başlar.
Sen de öyle bir sabahın içindesin.
Ne giden geri gelir,
ne kalan seni tamamlar.
Sadece eksilerek devam edersin.
Ve en ağır tarafı şu:
Kimse fark etmez değişimini.
Dışarıdan bakınca hâlâ “aynısın” sanırlar…
Oysa sen çoktan içeride parçalanmışsındır.
O son sabah…
bir şey daha olur:
Kendine bile yabancı olursun.
Aynaya baktığında
“ben buradayım” diyemezsin artık.
Ve işte en ağır gerçek…
Bazen insan ölmez…
sadece yaşadığını unutacak kadar yorulur.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.