0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
127
Okunma
Sonra ne mi oldu Tanrım...
Oturdum öylece seyrettim.
Gözlerini, saçlarını, yüzünü; geçmişi ve geleceği...
Bir kentin yıkılışını izler gibi izledim gidişini,
Ellerimde kalan boşluğa sığdırdım bütün kelimeleri.
Hiç söylenmemiş sözler boğazımda birer düğüm,
Gözlerimde ise o son bakışın silinmez izi...
Sanki bir ömrü o birkaç dakikaya sığdırmıştın,
Dudakların kımıldasa, kıyamet kopacaktı sanki.
Ben sustum,
Dünya sustu,
Hatta kader bile bir an için sırtını döndü bize.
"İnsan en çok, seyretmekten vazgeçemediği uçurumlara aşık olurmuş."
Şimdi ne bir ses var senden kalan, ne de bir gölge.
Sadece o anın, o donmuş zamanın içinde hapsoldum.
Sen gittin,
Ben ise hâlâ o oturduğum yerde,
Hiç gelmeyecek olanın manzarasını seyrediyorum.
Zaman, avuçlarımda eriyen bir buz parçası şimdi,
Ne ileri gidiyor akrep, ne de yelkovan barışıyor yel ile.
Toprak, ayak izlerini çoktan sildi süpürdü ama
Ruhumun sokaklarında hâlâ senin gürültün var.
Biliyorum;
Gidenler geri dönmek için değil,
Kalanları kendilerinden mahrum bırakmak için giderler.
Sen, bir kentin anahtarlarını yanına alıp çıktın,
Ben ise kapısı olmayan o evde, pencerelere küstüm.
Hatıralar, paslı birer çivi gibi çakılı zihnime,
Söküp atsam canım yanacak, bıraksam kanatacak.
"Gel" demedim, diyemedim;
Çünkü bazı vedalar, sözcüklerin bittiği yerde başlar.
Ve bazı bekleyişler, bir umut değil, bir sadakattir yenilgiye.
Güneş doğuyor, kuşlar uçuyor, hayat maskesini takıyor yine,
Oysa benim içimde o son dakikanın gri gökyüzü...
Sen gittin ya,
Ben sadece seni değil,
Seni bekleyen o eski beni de kaybettim bu manzarada.
Hâlâ aynı yerdeyim;
Üstüm başım toz içinde, ruhum ise o son bakışının esiri.
Gelmeyeceğini bilmek,
Seni seyretmekten daha zor değilmiş meğer.
Alper KARAÇOBAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.