6
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
133
Okunma
göğe bakmak yetmiyor bazen
ufuk çizgisinde bitiyor düşler…
göğsümü bıçakla ikiye ayıran darlık
varlıkların on ikiden hamlesi
ruhumun çatısı yok artık
uzak bir mavinin bulutsu gölgesinde…
ağaçlar hep bana bakıyor
sarsılarak köklerinden
kucaklamak ister gibi
kolları arkadan kelepçeli…
mahkûmiyet nedir ki?
uzakların türküsü.
yağmurun yıkamadığı ne kaldı karanlıkta
incittiğin yerden incindin mi?
çatısı uçmuş bir yuvaya kurulup…
İki sustan çatışma çıkar.
kimseyi beklemedim
kendimi beklediğim kadar.
dağları içime devirerek
yedi iklim başı dik
soğuk rüzgârlardan tek başıma çıktım.
bahar da bendim zemheri de…
Eksilmedim.
buluttan zarflar gözlerim
kara trenlerin geçtiği…
kendime sıla, kendime gurbetim.
uzattım ellerimi; bak ve gör,
ne verdiysen al!
kazma kürek yaktıran bu soğuk
donmuş Tuna...
nisan yağmurlarına avuç açmış Karadeniz
Ağrı’dan dönen güvercinin ağzında zeytin dalı.
karayı bulan kâşif;
Mezopotamya Karaların Ası...
papazı bulsa da insanı,
kınalı ellerle yakılan kadınlar
helal aş pişiren analar
alın terinden dökülen emekler…
yeniden doğuşun adımları derin;
kalbin elinin altında mı?
ecele faydası yok
korkularımdan kaçamam.
sert rüzgârlar dondursa da havayı temizler.
soğuk kollarında savrulurken
iki gözüm iki bulut,
okunmaz mektup…
bir elde doğum diğerinde ölüm
taşırken yaşamı seçmenin onuru…
bil de al…
...
nisanın kapısında
Eczanın şifasına emanetim.
duanı heybende tut....
Vaha Sahra
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.