6
Yorum
31
Beğeni
5,0
Puan
565
Okunma

Köklü soğuğun
akşam üzeridir bahçeler;
açılır kırılgan yalnızlığa...
Üryan sızıdır süzülen,
bir inilti gibi yıkılır ıslak yanağıma
şehir.
Bu akşam;
Ay’ın demidir ve
söner içimdeki son kandil.
Uhra vaktine kurulur uykusuz saatler...
Kaç ağlamaklı yol su emer ağzından;
birazdan yarın gibi gider, sevişmeye duran uykular.
Vakit o vakittir;
sırlı bozgun...
İçimin suskunluğuna mısra mısra çekilen,
kırık dal buğusudur bakmalar.
Söylesem, düşlere kara bir cehennem gibi göç eder;
kuyuların saçak veren duvarlarına sızlanır yel.
Gölgesini uçurumlardan toplayan rüzgar,
sustu nihayet...
Bu akşam;
unutulmuş bir çocuğun yangın mavisi gözlerine bahar vermeli,
genişlemeli gövdesi gecenin yeşilin sesiyle.
Masmavi bir ihtilal kuşanır kuşlar...
Vakitlere düşen incecik ağıtların teninde,
öyle derin üşür titreyen parçalar.
Sel, kıyamet...
Çığlık, aynalarda çiçeğini açar kavganın.
Bu akşam,
kal deme bana!
Şah damarı kopar rüyanın;
kehribar bir sükût içinde,
sırlı aynalar solar.
Deniz ölür...
Boynu bükülür fidanların.
Bu akşam;
bir iksir gibi,
su vermeli iyice toprağına umudun
5.0
100% (19)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.