5
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
197
Okunma
İnsan birşeyi sevince,
herkes seviyor sanıyor; birşeye üzülünce, herkes üzülüyor…
Bilmiyor duyguların da bir sınırı olduğunu.
Hissettiklerinin, içinde başlayıp, teninin ucunda son bulduğunu.
Kalbinin köşesindeki ağırlığın,
dünyayı sarstığını,
salladığını sanıyor…
Ağlayınca veya takılınca zihni birşeye,
herkes anlıyor,
içi parçalanırcasına dinliyor, göstermese de; gösteremese de
kan kusuyor zannediyor.
Canlıların kuşattığı bu dünyada,
en kolay insan aldanıyor.
Birinden giderken ya da gönderirken birini kendinden,
Ardında kalanın da
Çekip gidenin de acı çektiğini sanıyor.
Sanmanın ve zannetmenin gergefinde
Yürek burkan yaslar tutuyor.
Çocukluğundan armağan yara izleri sızlarken,
kalbinden zihnine gizli tüneller açıyor.
Kimi zaman içi boş bakışlarıyla,
kimi zaman gözyaşlarıyla kaçışırken aynı tünellere,
Saklanabildiğini sanıyor.
Oysa İnsan sadece
sanmanın ve zannetmenin hiçbir şey bilmemek olduğunu bilmediği için yakalanıyor.
Umut ederken sanıyor.
Aslında sandığı her şeyi umut ettiğinin ayırdına varmıyor.
Zor zamanlardan geçiyoruz.
Zor zamanlardan geçiyoruz ve hepimiz ölmek için can atıyoruz.
Hepimizin tırnakları kırık.
Hepimizin saçları ağarmış.
Hepimizin dilinde, yarısı unutulmuş ezgiler dönüyor.
Özlemeyi unuttuğumuz,
Unutmayı unuttuğumuz,
Güzellikleri unuttuğumuz sabahlara uyanıyoruz.
Daha kötüsü, hepimiz unutuluyoruz.
Yeminler ettiğimiz dost meclislerinden,
Ağzımıza vura vura ettiğimiz tövbelerden
Koşar adım uzaklaşıyoruz.
İnanca dair tükettiğimiz ne varsa, çürüyen heveslerimizle,
saksılardaki kurumuş fidelerin toprağını suluyoruz.
Biz aslında çiçekleri bile sevmiyoruz.
Hikayelerde,
kanadı kırılmış güvercinin acısını omuzumuzda hissetmediğimizden bu yana,
biz aslında kuşları da sevmiyoruz.
Rüyalarımızda vagonlar, raylar, betonlar, çevreyi kirleten, kuşları zehirleyen kara dumanlar…
Biz artık baharı düşlerimize dahi sokmuyoruz.
Farkında mıyız bilmem ama
en büyük kötülüğü, kalbimize yapıyoruz.
Bunu neden yaptığımızı bile bilmiyoruz.
Yüzümüze gülenleri, “iyi ki” diyenleri tutup içine sokuyoruz.
Kalbimizin etten olduğunu hiç düşünmeden yükleniyoruz.
Muhtemel iyiliğin ne olduğunu unuttuk.
Kırılmanın ne olduğunu.
Hakkı ve haksızlığı.
İçimizdeki şeytana hizmet ettiğimizi bilmeden,
zannede zannede bazı kelebeklerin neslini tükettik.
Sandık ki herkes hak ettiğini yaşar.
Sandık ki bu gelmişse başıma/başına, hak etmiş, haketmişizdir.
Sonra yavaş yavaş.
Sonra en tenha.
Sonra en sessiz biz olduk.
Evlere kapandık.
Pervasızca yüklendiğimiz kalbimizin evine.
Birileri gelip kapımızı çalacak sandık.
Birileri saksımıza toprak, çiçeğimize su verecek...
Sana sana öldük.
Sana sana gömüldük.
Göğün mavisine.
Bulutun hafifliğine.
Pamuk şekerinin pembesine.
İnsan birini sevdiği zaman, herkes sever zannediyor.
Bir şeyden korktuğu zaman, herkes korkar…
Bilmiyor oysa, ölmek, her dilde aynı anlama gelmiyor.
Belki de en büyük hatayı yaşayarak yapıyor.
Belki ceza diye soluk alıyor.
Bir bir koptuğum,
Bir bir kaçtığım,
Bir bir vazgeçtiğim uzaklarım var artık.
İnsan sevdiklerinden vazgeçince, isimleri bir boşluğa dönüşüyor.
Adları kalmıyor geride, kimlik kalmıyor.
Herkes birden bire o oluveriyor.
Zamanın hırpaladığı yüreğine merhamet de etmiyor.
Belki de insan
yüreğine merhamet etmenin okulundan firar edip durmasa,
İnsanları,
çiçekleri,
kuşları
ve kelebekleri de
sevmeyi öğrenecekti hakkınca.
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.