2
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
98
Okunma
Gece, içimde ağırlaşan bir suskunluk gibi büyüyor.
Sanki az önce birisi adımı söylemiş de
sesinin izi hâlâ duvarlarda dolaşıyor.
Bir yerlerde,
çocukluğumdan kalma ince bir sızı
yavaş yavaş kabarıyor.
Adını koyamıyorum.
Bazı acılar,
dile değince solacak çiçekler gibi.
Aynaya bakmıyorum artık.
Yüzümde taşıdığım gölge
benden daha eski bir hatıra gibi.
İnsan bazen
kendi bakışından bile saklanmak ister.
Çünkü herkes güçlü görünmek ister,
ama kimse geceleri nasıl dağıldığını anlatmaz.
Herkes “iyiyim” der,
ama kalbinin içinde küçük bir yas taşır.
Ve en çok gülenler bile
bazen sessizce yorulur hayattan.
Bazen aklıma tuhaf bir düşünce geliyor:
Hamburg’ta küçük bir kasaba
beni evlat edinir miydi acaba?
Hiç kimsenin geçmişimi sormadığı,
adımı yanlış telaffuz ettikleri için
özür diledikleri bir yer…
Bir fırının önünden geçerken
sabahın kokusunu içime çekip
kimseye ait olmadan,
ama kimse tarafından kovulmadan
yaşayabilir miydim orada?
Belki de insan,
doğduğu şehirden değil,
içinde barınabildiği bir sesten ibarettir.
Ve bazı kalpler
yanlış ülkede atar ömrü boyunca.
Bir ses çağırıyor içimden,
ama bugünü değil,
yitirdiğim bir akşamüstünü söylüyor.
O an anlıyorum:
Bazı zamanlar
hiç geçmemiş gibi kalıyor insanın içinde.
İnsan, en çok sevdiği yerden kırılıyor.
En çok beklediği kapıdan dönüyor.
Ve bazen bütün hayat,
tek bir vedanın gölgesinde büyüyor.
Menekşe lekesi hâlâ orada,
kalbimin en kuytu yerinde.
Ne unuttukça soluyor
ne hatırladıkça çoğalıyor.
Sadece duruyor,
sessiz ve mor bir ağırlık gibi.
Şimdi gökyüzüne bakıyorum.
Bir şey soracak gibi oluyorum
ama vazgeçiyorum.
Çünkü bazı soruların
cevabı yoktur,
sadece yankısı vardır.
Herkes biraz kırık,
herkes biraz eksik,
herkes biraz yalnız aslında.
Ve belki de bu yüzden
aynı gökyüzüne bakıyoruz her gece.
Ve insan,
o yankıyla yaşamayı
yavaş yavaş öğrenir.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.