16
Yorum
36
Beğeni
5,0
Puan
615
Okunma

1
(bir kapının gıcırdayışında saklı)
Bir dolabın içinde unuttum kendimi
çam kokulu bir hırkanın ucundaydım belki
ve düğmesi eksik bir cümleye benziyordum
kimse tamamlamadı beni,
biraz yarım, biraz eski kaldım.
Ayakkabılığın altındaki terlik gibi yaşadım
kimse ayağına giymedi ama
her gelenin tozunu tuttum içimde
yine de ses etmedim.
Çünkü bazı bekleyişler
birinin değil,
bir şeyin hatrınadır.
Sokağın başında bir taş vardı
ben çocukken ona hep takılırdım
büyüdüm, hâlâ orada
ama artık düşmemeyi öğrendim
sadece
içim burkuluyor geçerken.
Pencerenin önünde kuruyan çiçek
bana benziyor
ne susuzluktan ne güneşten
unutuş öldürüyor en çok
yani biri gelip de
“sen hâlâ burda mısın?” dese
yeniden yeşereceğim sanki.
Ben aşka dair bir şey anlatmadım hiç
çünkü kimse sormadı
ama biri gelseydi,
ellerimi tutmasaydı da olurdu
sadece göz ucuyla baksa yeterdi
anlardım;
çünkü bazı sevilmeler
dokunmadan da yaşanır.
Şimdi bir çekmeceyi açınca
kendime rastlıyorum arada
bir mandalın altına sıkışmış eski ben
bir fatura zarfının kenarında ismim
bir de
annemin kokusu hâlâ çıkmayan
bir yaka iğnesi var.
Hiçbir eşyam ağlamadı
ama ben onlara çok ağladım.
Çünkü insan
bazı şeyleri kaybetmez,
onlarla birlikte unutulur.
Ve işte
paslı bir menteşe gibi
gıcırdıyorum zamana karşı
her dönüşümde biraz daha
yerimi yadırgıyorum
ama hâlâ kapanmıyor kapım
çünkü içimde
gidenlere hâlâ açık bir yer var.
2
(aynı çekmecede yıllanmış bir düğmenin tanıklığında)
Bir gün,
sabun kokan bir sabahla uyanmak istedim
ama kapı aralığından içeri
yine o eski ses sızdı
kimin çağırdığı belli olmayan
ama hep beni bulan bir yokluk sesi.
Kumaşı solmuş duygular giydim
ceplerimde çocukluğumdan kalma taşlar
bir de biriyle hiç konuşmamış kalbim vardı,
onu da
eski fişlerin arasına sıkıştırdım
çünkü unutmak
bazen dosya düzenlemek kadar resmî bir iştir.
Bir sandalyeye iliştim bugün,
dedemden kalma belki
oturunca iç çekiyor
ben oturdukça
bir zamanın yükünü anlatıyor gıcırdayarak
"bu evden en son kim gitti?" diye sordu sanki
cevap vermedim.
Cevap verince
eksiliyordu bir şeyler.
Boz renkli bir bardakta
bitki çayı içiyorum şimdi,
dibi çatlamış ama dökmüyor
tıpkı ben gibi:
sızlatıyor, ama taşırmıyor.
Kapı menteşesi paslı hâlâ,
her dönüşte
aynı kırık nağmeyi söylüyor
çocukken annem
o sesi susturmak için yağ damlatırmış,
şimdi ben,
aynı sesi duymak için
susuyorum.
Hayat,
bir dantelin ucundan sarkan iplik gibi
çekince çözülüyor
ama çözülmesin diye değil bu tutuşlar
belki de sadece
birinin “senin de canın yanıyor mu?” demesi içindir.
Şimdi adımı bir defterin arasına gizledim
satır aralarına ezik bir mendil iliştirdim
açan görür mü bilmem
ama okuyan biri
belki
"bu kelime biraz fazla yalnız" der de
beni yeniden
bir cümlenin sonuna koyar.
Ve eğer bir gün
bu menteşe koparsa yerinden
bil ki kapı kapanmaz artık
benliğim içeri sığmaz
ve geçmiş
kapının aralığından sızan
tozlu bir güneş ışığı gibi
yine seni aydınlatır
ama beni yakar.
3
(bir kilidin dönmeyi reddettiği son gecede)
Bir zamanlar üstüme gelen her şeyin,
şimdi yerini yadırgadım.
O eski halının köşesi mesela
hep takılırdım kenarına
şimdi yürürken bilinçli atlıyorum,
sanki düşmemeye değil de
hatırlamamaya çabalıyorum.
Ne kaldıysa içimden
çekmecelere dağıldı.
Bir kurdele,
bir fiş,
birinin bana ilk ve son kez “oğlum” dediği sesin yankısı…
Ben, hatıra değilim
ama hatırlanmaktan da yorgunum.
Kapının gıcırdayışı bile değişti
önceden "gel" derdi
şimdi "kal" diyor gibi
bazı sesler büyüyünce
anlamını değiştiriyor,
tıpkı biz gibi.
İçimde hâlâ
dikiş izleri olan cümleler var.
Yamalı kelimeler giyiyorum çoğu gün
ve kimse anlamasın diye
hep büyük harfle başlıyorum suskunluklara.
İtiraf edeyim,
bu evde beni en çok tanıyan şey
çamaşır ipi oldu
kimse görmeden ağladım ona,
çünkü o ip,
bir zamanlar biri için asılan gömleğin
hala kuruyamayan omuz izini biliyordu.
Bir telefon çaldı geçen gün
yanlış numaraydı
ama o ses
senin gibi değildi,
ama o sessizlik
senin yokluğuna çok benziyordu.
Ve işte o an anladım:
ağrım, sancım ve yanlış numara çevirmiş kaderim
hep aynı saatte çalıyor
ve ben hâlâ açmıyorum.
Son perde indiğinde
koltuklar hâlâ boştu,
hiç alkışlanmadık
çünkü biz
hiç oynamadık aslında.
Sadece yaşadık,
rolsüz, metinsiz,
biraz eksik,
çokça içimize doğru.
Ve şimdi,
kapının menteşesi sustu,
çekmece kapanmıyor,
bardağın çatlağı büyümüş,
evin dili dönmüyor artık.
Ama bil ki…
giden her şeyin ardında
azıcık ben kaldım.
Azıcık unutulmuş bir kokuda,
azıcık eğik bir çerçevede,
azıcık yarım bir mısrada.
Ve bazen bir insan,
sadece çekmecede unutulmuş bir mendil kadar yaşar.
5.0
100% (14)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.