4
Yorum
15
Beğeni
4,8
Puan
173
Okunma
Eşiğine düştüm düşeli,
Ey tozlu han,
Heybesinde dert tüten bir buhur,
Kandili isli, tavanı göçük bir ömür...
Kızıl yol boyunca
nice kahır, nice gam.
Salt cefa,
mahza kederden, elemden
ibaret...
Sükût bir mahşersin,
Dertli bir kilim gibi dokunmuş hayatın.
"Gözlerine gurbet düşen ağlatısı,"
Asılı kalmış bir feryat gibi sızlar gecen.
Bozkırda yankılanır her saat,
"Uzat ellerini bir ortanca açsın."
Bana sunmadın bir damla serinlik,
Nazar kıldım bu yeşil sofraya.
Zihnim ruhun kuyusunda,
Dört yanım ısırgan,
bu sarmaşık tenin farkına varalı.
İzin ver de bir çam gibi
toprağın bağrından açıp kollarımı
Yâr nefesiyle hemhâl olayım,
Dünyadaki sürgün bitsin
Yağmur temizlesin
her izimi.
Ey mahzun gül
dökülünce bir hazan raşesiyle
bırakıp kendini Lethe kıyısına
hangi meyil ile
bir huma oldu bu hâl.
Büyüklüğe ulaşan yaprak,
Bir ilmek çözüldü vuslatı duyalı,
Aşk rüzgârı ruhuma üfürür,
Sonsuzdan kopmuş bir gövde dalı.
Bir sır gibi döküldü:
Uyandı kökümde bir asmalı çağrı,
Mekânsızlık mülkü liman,
Döküldü dildeki son hece,
Bütün yollar tek bir yöne eğilecek:
Süzülüp Semâ ile özüme ermek.
Lâl olsun dilim,
Bir nokta olup yürü hiçliğe
Karışıp ummanla...
Hiçliklerden anla
Sırrın ayan olduğu anı
....
5.0
83% (5)
4.0
17% (1)