0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
90
Okunma
KALEMİN ŞAHİTLİĞİNDE
Kalemi elime aldığımda dünya biraz susar,
çünkü ben konuşmaya başladığımda kelimeler değil,
yıllardır içimde bekleyen suskunluklar dizilir sıraya;
her harf omzumdan bir yük alır,
her dize erkekliğime öğretilmiş o “dayan” cümlesini
sessizce sorgular.
Ben anlatmayı beceremedim insanlara,
ne sevdiğimi tam söyledim ne kırıldığımı,
o yüzden kalemle dost oldum,
çünkü o soru sormaz,
yargılamaz,
“geçer” demez acıya;
sadece dinler ve mürekkeple sarar yarayı.
Kalbimde biriktirdiklerimi kimseye emanet edemedim,
çünkü bazı duygular taşınırken kırılır,
ben de onları kağıda bıraktım,
inci taneleri gibi döküldü içimden satırlara;
sonunu düşünmeden girdim bu yola,
çünkü yazmak hesap değil,
cesaret ister.
Hüznü de yazdım, mutluluğu da,
ama en çok hasreti;
adını anamadığım bir sevgiyi
mesafelerin susturduğu gecelerde,
siyah mürekkeple hayaller kurarak anlattım,
bilmedi belki,
ama kalem bildi,
bir adamın sevdasını nasıl taşıdığını.
Kimi zaman loş bir odada yazdım,
kış gecesi camlara yaslanmış yalnızlığı dinlerken,
kimi zaman yaz sabahında,
güneş doğarken içimde hâlâ gece varken;
mekân değişti, mevsim değişti,
ama kalem hep aynı yerde durdu,
kalbimin tam yanında.
Ne güzel bir şeymiş şair olmak,
anlaşılma derdi olmadan içini dökebilmek;
çünkü ben alkış istemedim kelimelerimden,
sadece içimde çürümesin istedim duygular,
insanlardan uzak, sessiz bir köşede
kendimle baş başa kalabildiğim tek yer
şiirin kendisi oldu.
Ben “şairim” demedim hiçbir zaman,
ama kalem beni tanıdı,
çünkü insan kendini en çok
kimse bakmazken yazar;
bu yüzden bu şiirin sonu yok,
yedi kıta sadece bir nefes,
asıl şiir,
kalemle yaptığım bu ömürlük yolculukta devam ediyor.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.