0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
27
Okunma
KÜLBE-İ AHZAN
Adem düştü cennetten, Havva’nın meyli için,
Yandı bağrım ey nâzenin, bilmem ki sîmten niçin?
Mecnun çöllerde veleh, Leyla derdiyle bîzar,
Benim de bu derûnum, sensiz külbe-i ahzan, yâr
İlk kıvılcım bir hevâ, kalbe alâka düştü,
Gözlerinin efsunuyla, akıl sevdaya düştü.
Şegaf delindi baştan, sızlar içimde yaram,
Beni esir eyleyen, gözlerindeki garam
Ferhat kayalar deldi, Şirin’in vuslatına,
Kerem kül oldu bitti, Aslı’nın hasretine.
Sûziş-i aşkın ile yandı bu can, kül oldu,
Sana müptela gönlüm, sararıp solan güldü
İştiyakın od’uyla tutuştu fâni tenim,
Aşkın en uç noktası, huyâm oldu meskenim.
Dile benden ne istersen, canı canan istemiş,
Bu hicran yarasına, vefân merhemmiş demiş
Gül-izârından süzülen bir nazenin bakışa,
Gönül mülkünü verdim, bu mukaddes akışa.
Sen kalbimi hükmünde tutan dildârsın ey yâr,
Sensiz bu koca dünya, dar bir zindan, bir mezar
Dilber-i rânâm benim, ey canımın cananı,
Sana feda eyledim, bu fâni, bu revânı.
Tarihin sayfaları şahittir bu yangına,
Ruhum kurban edilsin, senin aşk deryana
Şimdi bu dilde hüzün, bu dilde feryat figan,
Sensiz kalbim yıkık bir saray; bir Külbe-i Ahzan…
Aşkın abidesiyim, erkekçe sevdalanan,
Sensiz geçen ömrümdür, yalan içinde yalan…
Not
Külbe-i Ahzan: Hüzünler kulübesi, gamlar evi. Hz. Yakub’un, oğlu Hz. Yusuf’un hasretiyle ağlayıp kapandığı kulübeden mülhem, edebiyatta sevgilinin yokluğunda aşığın kalbini ve meskenini ifade eder.
Derûn: İç, öz, kalbin en derin yeri, ruh.
Bîzar: Bezmiş, usanmış, dertten bıkmış, rahatı kaçmış.
Fâni: Kalıcı olmayan, ölümlü, geçici.
Revân: Akıp giden, yürüyen. Şiirdeki kullanımıyla "canı ve ruhu sevgilinin yoluna feda etmek" anlamındadır.
1. Kıta
Meyil (Meyl): Gönlün birine doğru akması, sempati, sevgi ve sıcaklık hissetmek.
Nâzenin: Nazlı, cilveli, çok ince ve narin olan güzel.
Sîmten: Gümüş tenli; parlak, beyaz ve pürüzsüz tenli sevgili.
Veleh: Aşktan dolayı aklın başından gitmesi, hayret ve şaşkınlık içinde kalma hâli.
2. Kıta
Hevâ: Aşkın ilk kıvılcımı; arzu, istek ve kalbin birine doğru meyletmesi.
Alâka: Gönlün bir kimseye bağlanması, sevgi bağının kurulması.
Efsun: Büyü, sihir. Sevgilinin büyüleyici bakışı.
Şegaf: Kalbin şeffaf olan dış zarının aşk ateşiyle delinmesi; içten gelen, en derin aşk.
Garam: İnsana her şeyi unutturan, onu adeta esir alan çok şiddetli sevgi.
3. Kıta
Vuslat: Sevgiliye kavuşma, ulaşma anı.
Hasret: Kavuşulamayan birine veya bir şeye duyulan derin özlem.
Sûziş-i Aşk: Aşk yangını, aşkın iç yakıcı ateşi ve sızısı.
Müptela: Bir şeye veya birine tutulmuş, düşkün, tutkun, bağımlı olmuş kişi.
4. Kıta
İştiyak: Güçlü bir arzuyla, can atarak özlemek; sevgiliyi görme arzusu.
Huyâm: Aşkın en çılgın, en uç noktası; aşk sarhoşluğu, adeta mecnun olmak.
Canan: Gönülden sevilen kadın, uğruna can verilen sevgili (Can’ın çoğulu veya cana ait olan).
Hicran: Ayrılık ve ayrılığın getirdiği derin, yakıcı acı.
Vefâ: Sevgide bağlılık, sözünde durma, sevileni asla unutmama.
5. Kıta
Gül-izâr: Gül yanaklı, yanağı gül gibi pembe ve güzel olan sevgili.
Dildâr: Kalbi hükmü altında tutan, gönlü çalan sevgili.
6. Kıta
Dilber-i Rânâ: Çok güzel, göze hoş gelen, lâtif ve çekici sevgili.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.