13
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
1553
Okunma
kuzey yarımkürenin salaş bir mekânında
berduş kılıklı
balık istifi tahta taburelere sırtını dayamış
kırık dökük kiremit duvara yapıştırılmış
madiba’nın resmine
kara gözlerini asar…
kemirgenlerin dişleri tek tek çürümüş
güney kuşları kızgın çöle savurmuş
madiba’nın
yirmi yedi senelik prangalarını
-hep kıskandığı yüreği hatırladıkça
bir yıldız kayıyor içine…-
gözyaşında cezayir menekşelerinin
miskin kokusu
göçmenlik yaşamının
en çok vakit kaybettiği noktasında
devinimsiz
ufuk çizgisini parçalayan umutları
okyanus ötesi ülkesinin tarihine
bir çentik atar
kurşuni…
vahşi bir kayadan farksız
bedenine
çullanır şehla şehir
–sunulan nektarları içerken kana kana
sıkıştırdıkları cebine
gazoz kapakları... –
ölçüsünü kaybetmiş
kendi kıskacında
lime lime olmuş
şehri istanbul’un
çabuk esir düşmüş nar içi gün batımlarına
amacından sapmış
okyanusu neden aştığını çabuk unutmuş
yutmuş iştahla
kara delik sokaklar
kimliksiz
adressiz
sevgisiz
ekmeksiz
yorganı gazete
sokak kedilerin yumuşak tüylerinin şefkati
bir de göğsünde duran
madiba’nın resmi
hayat üçgeni
dar çıkmazlarda
acıların çocuğu olmuş bu şehir
içi acıyanı
itmiş
hor görmüş
okyanusu neden aşmış sanki
mekân değişmiş
kılıf yenilenmiş
ruhlar ve bakışlar
hep aynı kalmış
gönül gençyılmaz
tunus
nelson mandela
(tarihin ilk siyahi cumhuriyetini
kuran kişi)