17
Yorum
45
Beğeni
0,0
Puan
593
Okunma

hayat yokuşunu tırmanırken
bir baykuş tünemiş ağacımın dalına görmedim
hangisi sağ hangisi sol
karıştırırken ayakkabılarımı
üstüne al yorgan örtülmesin dedi hocalar
oyun oynuyordum gölgemle
yakalıyordum duvardaki ışığımı
kahve pişiriyordu cinler
kendi kendilerine
evimizin küçük penceresinde
henüz uzun uzun uyuyordum
eteğimde ziller çaldı ilk uyanış
üstüme döküldü sokaklar
artık baykuşların gözüne dik bakıyordum
hesap sorarak alnıma yazılan yazıdan
anlamıyordu hiç kimse
neden çıkmak ister bu ay yörüngesinden
neden tenimi yakan güneş
bu denli uzaktı benden
bir kedi patisi kadar yumuşacıktı ellerim
sevgi deren elde.
sevgi uzak ve soğuk bir gezegendi onlara
düşlerde girilirdi ancak
sevgili odasına
leylak kokuları dolardı penceresinden içeri
belliydi önceden kadınların kaderi
baba isimli tanrı’lar yazardı
buz tutmuş elleriyle
sonra baba baba adamlar imza atardı
bu kanunlara
sonumuz yazılırdı
titrerdi küçük yüreğim acıdan
tutulurdu ay
susturulurdum
dilim dönmezdi bazen
benden alınanları istemeye
türküler yakardım sulara, ağaçlara
yatağını arardı su
ağaçlar güneşe uzanırdı
bir çoban arardım kavalıyla türkümü dinletecek
coşkun akan gönlümde
sevda örgütleyecek
kalırdım sanki çıkmak istedikçe
altında duvarların
eli kırılsın derdi bütün kadınlar
dayakçı kocaların
çocuk masumluğunu unutmuş
hazırladıkları hapishanelerde
eriyip giderken kadınlar
kendi çerçevelerinde..
20. 06. 2013 / Nazik Gülünay
-Yeniden düzelterek-
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.