15
Yorum
45
Beğeni
0,0
Puan
831
Okunma

duruyorduk
sessiz ve umarsız bir gece
köpekler havlıyordu
soluk alıp verirken yarı ışık odada
kapımızın, penceremizin önü karanlıktı
dağları delen tiz türküler söylüyorduk
hiçe sayarak var olan karanlığı
sokağa bırakıyorduk avuç sıcaklığı gülü
bir öpüş bir gülüş düşüyordu kimi gün
taş ayakların değdiği yola
umutsuzluk savruluyordu elimizden
ayrılık ölüm
duruyorduk
güneş iliklerimizi ısıtır can diyordu kimi
gülüp geçiyorduk
daha sıkı bürünüp giysilerimize
şalvarımızın paçaları temiz toprakla
suya dalıyordu
savaşlar oluyordu bir yerlerde
bizim savaşımız kendimizle
işimiz gücümüz direncimiz
savaş geçmişti bizim için; tarihti
gerçek savaş
yaşamamızdı
her bahar sarı çiçekler açıyordu
taşlı çalılı yolumuzda
yenerek gelecek korkusunu
atıyorduk ilk adımı
taşlı tarlanın bahar yüzüne
eğiyordu selvi kavaklar dalını
odun verirlerdi, çılı çırpı
işe yarıyordu çalılar
sorguya çekiyordum ellerimi, beynimi
ne işe yarıyorsun?
Yüreğe ekilen gül
parmaklarımın kavradığı kalem
düşlerimin bayramı yar
dört duvara kapanan insan
ne işe yarıyorsun?
duruyorduk
bir ucunda dünyanın
un öğütülürce eller
öğütülüyordu
yurt elleri
yar eller
kıvanıp bitimizden paklandığımıza
kurtulduğumuza veremden
karanfil takıyorduk şapkamıza
sıkıca kavrayıp pilli radyoyu
gâvurca müzikler arıyorduk
cızırtılarda
gâvurun işini yarılayıp
yankılanıyordu
meşe yüklü dağlarda
kekik kokulu türküler
oy anam oy!
sevdamız gibi yürekli
ölüme karşın dimdik
tomurcuklar bıkmadan açıyordu nisan’da
büyütmeye çalışıyorduk çocuklarımızı
küçülmeye başlıyordu düşlerimiz
kırışıyordu alnımız
göz altına yerleşiyordu halkalı izler
duruyorduk
alt alta üst üste
sağda solda
yukarıda aşağıda
herkesin doğrusu gene en düz
kimimiz şehit
kiminin ölüsü süpürgelik
kan otururdu gözlerimize
ağlamaktan
altta üstte aşağıda
duruyorduk
03. 05. 1987 / Nazik Gülünay
Şiir çok uzun geldi gözüme. Kalan diğer bölümleri daha sonra yazacağım..