5
Yorum
20
Beğeni
5,0
Puan
708
Okunma
suların döküldüğü havza gözlerim
dağların arasından kıvrılıp gittiğim
Fırat ile Dicle arasında bükülürüm
gönüllere uzanan bir köprü lisanıyla
gece mavisi örterken kayaları
çırpındıkça dalgalanırım
yüzüm balçıklı çamura batar
sonra seni düşünürüm
kış buğusunu sıcak çayda siler bakışın
sesler, tütün kokusu,
çamura ve kımıldayışlara
ayazla işler gece...
sabahın fecrinde kanatlanır kuşlarım
muhabbetin şarkında
riya’dan uzak...
bütün unutulmuşluğa,
baskıya inat...
çıkarsız sevmelere açılır
gönül kapıları...
şu gördüğüm,
ölemediğim dünya
unutulduğum tüm anlara
and’olsun ki...
o tapılası gözlerine
bir bu yakadan,
bir öteki yakadan
bakadururum suların kıvrımıyla...
zaman tümseğinde uzun eşek insanlık
tecrit edilmiş kalabalık köhnegahında
özlemini içselleştiren bir sızı var içimde
seni anlatmayan lisanım kelepçede
lügatım sürgün bu coğrafyadan
nasıl söylesem...
bir teber budarken özlemleri dilimden
Anadolu gibi;
öksüzüm, yasaklıyım sana...
solgun bakışlarımın arasında
bir tırpan biçer boynumu
ah... gördüğüm tüm rüyaları
sana yoran şu telaşlı duygum
önce uyanır gibi,
sonra ölür gibi oluyorum...
iki aranın o çıkmaz deresi
ruhuma tebelleş sızı, özlemin
kalbime dipçik çeker cunta yokluğun
sonra uyuşur bedenim...
uyur muyum, ölür müyüm
bilmem...
ya doğan güneş...
ya sarı ay...
ya sevdiğim...
yurdumun tüm inançlarıyla
solumdaki boşluktan öptüğüm
ya aminlediğim dua...
seherin aziz divanı
zülüfleri ihvan’ım
elini uzat,
kavuştur beni kendine...
5.0
100% (11)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.