1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
118
Okunma

ey gülüşü gecikmiş kadın
bir anahtar bıraktın avucuma
kapısı olmayan bir evin
pası kaldı ellerimde
ben o gün
çocukluğumun bütün pencerelerini kapattım
rüzgâr girmesin diye değil
sesin içeri döner de
ben yine inanırım diye
bir anahtar,
küçücük bir demir parçası
ama nasıl da ağırlaşırmış insanın göğsünde
nasıl da bir şehrin bütün kapılarını
tek bir susuşla kilitlermiş
sen gittin
su bile ağzımda serinliğini unuttu
ekmek boğazımda taş kesildi
akşamlar vaktinde gelmedi artık
trenler bile
gidecek yeri olmayanlar için çaldı düdüklerini
ben seni sevmeye değil
senden sonra eksilmenin adını
ağzımda taşımaya gelmişim
bunu geç anladım
ellerimde pas
dilimde kül
kalbimde eski bir evin loşluğu
her gece aynı yere varıyorum
kapı yok
duvar yok
eşik yok
yalnızca senin açmadığın yer
büyüyor içimde
ey yüzünü uykularımdan saklayan kadın
ben sana hiçbir şey söylemedim aslında
yalnızca bir ömrü
usulca cebimden çıkarıp
senin geçmediğin yollara bıraktım
oradan çocuklar geçti
top oynadılar
kuşlar indi
bir ihtiyar bastonuyla yokladı toprağı
kimse anlamadı
benim içimde
kaç kere cenaze kalktığını
bazı sabahlar
dünya yine dünya oluyor işte
çay kaynıyor
kapılar açılıyor
bir adam pazardan elma seçiyor
bir kadın saçını topluyor aynada
ve ben
bütün bu olağan şeylerin ortasında
senden artakalan sükûtu taşıyorum
taşımak denmez buna
bir yarayı incitmeden büyütmek belki
bir ahı
yıllarca aynı yerde beslemek
belki de insanın kendi kalbine
her gün biraz daha geç kalması
sen bilmezsin
ben o anahtarı hiç kullanmadım
ne bir kapıya sürdüm
ne bir sandığı açtım
ne de karanlıkta
bir çıkış aradım onunla
çünkü bazı anahtarlar
açmak için değildir
bazıları
insana kapalı kaldığı yeri gösterir
şimdi gecenin rahlesinde
adını okumadan uyuyorum
bahtımın üstüne eğilmiş
eski bir kandil gibi titriyor aklım
bir yerlerde yağmur yağıyor
bir yerlerde deniz
kendi kıyısını unutuyor
ve ben hâlâ
açmadığın kapının eşiğindeyim
beklemek değil bu artık
insanın kendi içinde
yavaş yavaş kilitlenmesi
kapı dediğin
bazen tahta değildir
demir değildir
bir tokmak
bir menteşe
bir eşik değildir
bazen bir insan
başka bir insanda
ömür boyu kapalı kalır
ben sende öyle kaldım
elimde paslı bir anahtar
göğsümde eski bir uğultu
dilimde söylenmemiş sözlerin külü
ne kapıyı çalıyorum artık
ne adını çağırıyorum
yalnızca gecenin en sessiz yerinde
avucumu açıp bakıyorum
anahtar duruyor
ev yok
sen yok
ben yokum
sadece açılmadıkça büyüyen
karanlık bir oda
ve o odanın içinde
çocukluğumdan kalma bir ses
hâlâ sana inanıyor.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.