14
Yorum
52
Beğeni
4,9
Puan
3781
Okunma

bu sabah…
yokluğuna sofra kurdum
dün gibi, önceki gün gibi
çok daha öncesi gibi…
değil…
değil ki o şey bu şeyden üstün
değil ki gönül sana küskün
danığık…
yüzüm, sakallarım,
saçlarım ve kalbim…
gelirsin diye toplamadım
yatağımda,
sehpanın üstünde,
ranzanın köşesinde,
perdenin aralığında
duruyor dağınıklığım
yokluğun tokat gibi yüzüme çarpmasın diye
tozları halının altına süpürdüm
beni saklayamadım
ve sığdıramadım sensizliğe
bu sabah…
kerpiç duvarın gölgesinde
düşeşe geldi düşünceler
masada rezidans sessizliği
beton soğukluğu sofrada
söğüt ağacı yaprak döküyor
sandalye masaya küs
bir lokma ekmekle
bin yokluğun geçiyor boğazımdan
içimde pike çekiyor özlemin
eşşeğin aklında karpuz kabuğu
karpuz bostanına küs
kavak ağacına tırmanan topal karınca gibi
göğsümde sekerek tırmanıyor sensizlik
neredesin?
bir şehir kalabalığı geçti içimden
kalabaklıklar içinde kalabalığım
sesler, yüzler ve sensizliğim
koşturmaca, telaş ve panik içinde
hangi sokağa girsem
çıkmazlığın çarpıyor yüzüme
güneşin doğuşu, günlerin geçişi
dünya döngüsüne eşlik eden
acıyı doğuran bir ilah olmalı
ve bütün yetkilerini kullanarak
yokluğunu miras bıraktı kesin
hüzne tırmık atarken dilim
acımı yutamadım
frekansı bozuk bir radyo misali
cızırtılı bir şeyler söylendim
sonra…
iğde yaprağında bir çiçek gördüm
güneşe göz kırpan bir çocuk
içime ok atan gözlerin ve seni
avuçlarımın çatlağında
yüzümün hatlarında
aynalar yorgun bakıyor yüzüme
suratım asık aynalara
hangisi daha gerçek
ben ve bensizlik…
duvarın soğukluğu
sırtımın kamburuna bindi
kamburum içime
güneş bir mızrak boyu
portakal bahçeleri gökyüzü
mavi patiskalar serilmiş toprağa
bu neyin ölümü, kimin düğünü
menevişler hemen orada
tabirsiz bir rüya görüyorum
her şey epey uzak
hey şey fazla yakın
gözlerim açık, gözlerim kapalı
kirpiklerim mısır tarlası
kaşlarım orak ağzı
kuş yuvası ırmaklar
sular halay çekiyor
dağlar horon tepiyor
güneş ve balçık
yalan ve gerçeğin kardeşliği
ikisi birden sıvıyor yüzümü
ama ağzım diş mezarlığı
çekiç başı, çivi kafası
ben duvar, biraz da nal
içim kafes dövüşü
ben ten/ha:r..
güneş yönünü değişiyor
gölgeler de değişiyor
bütün duvarlar ısınıyor her öğle
kerpiçte kil banyosu
ağzımda kül tadı
yüzümün yanığı
sırtımın soğukluğunu örtmüyor
öksürüyorum ama hasta değilim
kusunca daha iyi oluyorum
omzumda bir toz tabakası
saman sapından bir sapan çekiyorum
az sonra önümden bir kedi geçiyor
ayaklarının tiz sesi diyor içim
romatizmam azıyor
tansiyon gibi fırlıyorum
daha ilk adımda düşüyorum
tozlar düşüyor
kedi hızla kaçıyor
her şeyin içinde
hiç bir şey olma hissi
içim seni geçiyor
saatler ikindiyi
neyse…
geleceğin düşsüzlüğü,
geçmişin düş vagonunda
raydan çıkmış tren gibiyim
ikide bir devriliyorum
senden beni çıkınca
matematiğe aykırı
yine sen kalıyorsun bende
ah düş seyrim
sömüren mandam
irtica paniğim
irtifa telaşım
iç çatışmalarım ve sen
derken…
yüzüme tırmanan sigara dumanı
gözlerime ulaşıyor
kül tabakası sakallarım
gül hayallerime dökülüyor
dağılıyor hayallerim
biraz diri, fazla ölü
içim morga giden koridor
vakit ziv aralığı
ben ten/ha:r…
5.0
91% (21)
4.0
9% (2)