4
Yorum
11
Beğeni
0,0
Puan
344
Okunma
bir zümrenin içinde zerre iken cihanda
neden hiç ölmezmiş gibi dem vurulur dünyada...
kavimler helakına yas tutan gözlerim
Ken’ân diyarının öksüzü özüm
vidali bir cenderenin içinde siyaha çarpıyor yüzüm
Sahra’da toz bulutu, Mezopotamya’da göl ateşi
eteklerimde su taşıyan karınca telaşları
heybesi omuzuna ağır, asası kırık
ve pinel misali sallanıyor gönül çardağım
dört büyük kitabın mealinde çarpık özüm
peysiz bir ömrün ziyanını topluyor avuçlarım
kindarlık sarayının şahı cümle insanlık
Sodom’a dökülen ateş, Gomore’ye düşen taş aklım
nevralji bir ağrının koynunda açıyorum gözlerimi
vakar benliğimden beri gelen uğultu
kavimlerin helak nehrinde lumbago sırtım
arenaların kolsuz gladyatörü
soğuk duvar, sıcak kum meydanı
hey... Bizans oyunlarının şarı
modern çağların silahşörü sevdam
bütün bildiklerimi kelepçeleyip lisanıma
aksak demokrasilerde bir cuntaya gömülüyorum
şu pastel bakışların, tüfek çatan kaşların
ve yüreğime tetik çeken dilin
hayasız bir darbede vurulmuş gönül meclisim
kirpiklerime asılı revani düş gerçeği
toy tayların koşusunda ölüm çanını duysam bile
şehadet uzak düş, ölüm bir soluk mesafe...
ormanların koynunda kuş uyutan sevgili
çağlardan geçene nasıl çağdaş denir
ağzım kan dolu, dişlerim Bingazi’de parke taşı
Bağdat gerginliğinde kırılmış boynum
ve Arakan’da kuyuda yakılan can benim
dünya benim mülteci yurdum, yaşadığım sanılır
barış ümidi Amerika olan Müslümanlığım
özgürlük sevinçlerime ipotek koyan savaş çığlıklarım
bin yaşayan yılan sokumunda uyuşuk ruhum
ah benim şu uysal koyunluğum
susun... kulaklarımı çağlara kapadım
kavimler nehri içimin irin olukları
lütfen dokunmayın...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.