Bir iyiliği yapan değil, iyiliği gören hatırlamalıdır. cicero
Gülşen Destanoğlu
Gülşen Destanoğlu

sanrısında eylül saklı

Yorum

sanrısında eylül saklı

( 5 kişi )

2

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

1223

Okunma

sanrısında eylül saklı







bu yarım bir aşkın hikayesi...
yarım kalanların yarım aşk hikayelerinden biri...
okuyan herkes ucundan kıyısından anlar belki
ama yalnızca eylül’de büyütülen o çocuklar
yüreklerinde duyar bu sesi...

-onlar ki bir çoğu düş bile kuramadan ağız dolusu
yarım kalmış yarınlarına acıyı katık edip susturuldu...

umutla değil korkuyla
omuz omuza değil /yalnızlığıyla
kol kola büyüyen o çocuklar
şimdi yapışıp yakasına
"çocukluğumuzu geri ver" deseler o doksanlık bunağa
söyleyin / hangi adalet itibar eder buna-

neyse
her neyse
kopmamalı hikayeden laf-ı güzafla


işte o bahsi geçenlerden ikisinin yolu
yolun yarısında bir zamanda kavuştu
birbirlerinin gözlerinde / kayıp çocukluklarını görünce
bu iki düş yorgunu
uyutup zamanı
ve kapının ardına koyup dünya
ışığa koştu...

kapanmıştı perde seyrici yoktu...
bir cigaranın ucunda yakıp bildik tüm replikleri
geçmişten gelen ve yarına yüklenen ne varsa soyundu

artık ikisi de tank gölgelerinden saklanmış
oyunları yarım kalmış iki çocuktu...

-güneş bir daha doğdu / battı...
zaman ilk kez bu kadar sabırlıydı-

lakin dünya yeniden zorlayınca kapıları
bütün yanlışlar bir bir ortalığa saçıldı...
gerçeğin başrolünde oynayanlar
şimdi yasak bir aşkın/ iki figüranıydı

"ne kadar çok yanlış varmış en doğruyu öteleyen
ve ne çok şey öğrenmişiz bizi bizden eden"
diye mırıldandı kadın
gözlerinde tereddütü görünce adamın...
-"makul ol derdi che " diye ekledi
gözlerini boşluğa dikip "imkansız..." diyene...-

-asgari müştereklerde birleşen mantıklı çiftlerin
aşıklar adını aldığı bu zamanda
yer yoktu elbet / sahici aşklara...-

ve sonrası...
sonrası hep vedaydı

birden soyundukları ne varsa
tek tek giydiler/ tenlerine bata bata...
ve her seferinde bir kat daha
aşka bir uzak daha...

gel-gitlerde boğuldukça
ve soluksuz kaldıkça koştu kadın
yaşananları dil ile inkar
göz ile ikrar eden
ve her uyku sanrısında
"sakın gitme" diye sayıklayana...

yine böyle bir akşamda
demledikleri geceyi içerken
"bize tanrı eli değmişti
gözlerin gidince benden /o da elini çekti" dedi
sessizliğin sığınağındaki adama

"senin haberin yok mu tanrı çoktan öldü" dedi
ve cigarasından derin bir nefes çekip
kelimeleri ciğerinden söker gibi savurdu


"eylül’dü
çocuktum / hakiydi her yer
kocaman oyuncaklar gibiydi
sokakları arşınlayan tanklar /paletler
bir gece kapıyı kırar gibi giren üç beş asker
darmadağın edip tüm kitapları
babamı sürükleyerek götürdüler...

-giderken öyle bakmıştı ki gözlerime
bir daha bakamadım hiç kimseye
izleri benden silinmesin diye-

annem yığılırken sedire
korkuyla koşup dayadım başımı
hırıltıyla inip kalkan göğsüne

yolar gibi okşarken saçlarımı "su" dedi
bu uzunca bir sessizlikten önce /son kelimesiydi

"üzülme" dedim suyu uzatırken
"allah baba’ya dua ederim yarın babamı gönderir eve..."

o gece ninemin ezberlettiği tüm surelerle
sabaha kadar dua ettim
"çocuğun duası kabul olur" derdi ninem
emindim döneceğine

-erimiş kurşun gibiydi genzinden dökülen kelimeler
ve kadının yüreğini dağlayarak söndü birer birer-

"gözüm hep kapıda
babamı bekledim atlamak için boynuna

o gün dönmedi
ertesi gün de...
dilimde dua
dua
hep dua
allah baba uyuyordu galiba

hiç kimse gelmiyordu...
her sabah azalan haber alma umuduyla çıkıp
her akşam omuzları biraz daha çöken
ve sanki her geçen gün biraz daha küçülen annemden başka...

o zamanki aklımla günahlarımı tek tek hatırlayıp
telafi de etmiştim laf aramızda

mesela/ şeytana uyup aşırdığım
melek sakızının parasını bakkal amca’ya...
sonra hileyle üttüğüm gazoz kapaklarını bizim şişko rıza’ya
hatta inanmazsın ama iki yumruk bile attırdım
bir kavgada tepelediğim arka mahallenin haylaz çocuğuna...

olmadı
o
beni duymadı...

o akşam annemin gözleri başkaydı
artık ağlamıyordu
toplayıp tespihi seccadeyi sandığa kaldırıyordu

sandım ki allah baba hastalanmıştı
ve artık namaza gerek kalmamıştı
demek dualarım bundan kabul olmamıştı

-ne yalan söyleyeyim sevinmiştim içten içe
öyle ya / benim suçum yoktu...
bu kez onun için dua etmeye başladım
bir an evvel iyileşsin diye.-

o kış kömür bitmesin diye sobayı nadiren yakarak
o güzel kahvaltılardan geriye zeytin ekmeğe kalarak
bekledik / genelde yorgan himayesinde ve hep susarak...


uğultuyla uyandım bir sabah
sıcak yatağımdan çıkmaya üşenerek
sesleri ayırdetmeye çalıştım
tuhaf /sanki bütün mahalle tastamam bizde toplanmıştı
hatta babamla kavgalı yobaz hayri bile ordaydı

salona gitmek için mutfağın önünden geçerken
ocakta kocaman bir tencereyi karıştıran dul satı teyzeye yakalandım
acıyarak baktı yüzüme "vah zavallı yetim" derken

salonun kapısında vah vah tüh tüh sesleriyle karşılandım
"ahh ahmet ahh anarşik olacak ne vardı
bak olan bu sabiye oldu" diye dövündü bizim hasan amca
diğerleri de vah vah sesleriyle katıldı ona

"o bir vatanseverdi" diye gürledi
annemin aylardır duymadığım sesi
"herkes için
aylardır kapımı çalmayan sizler için
adil bir dünya istedi"
ne zamandır ilk kez omuzları kalkmış
ayakta ve dimdikti...

"koskoca paşa yalan mı diycek
gavur ruslara peşkeş çekeceğlermiş işte
allah razı olsun dinimizi kurtardı
senin ahmet de öldüğüynen kaldı"

bütün mahalleli uğultuyla onaylayarak
ve başlarıyla alkışlayarak
teyid ederken hacı hayri efendiyi
benim gözlerimden yağmur gibi yaşlar indi

hepsi babama ağladığımı zannetti
elbet içinde ona dair yaşlarım da vardı
lakin o bir gün zaten ölecekti
ben hiç ölmeyecek bildiğim
allah baba’ya ağlıyordum ki bunu kimse bilemezdi...

kalabalık yavaş yavaş dağılırken
makedon emine teyze’nin fısıltısını duydum
"çok dövmüşler bunları yazık
hatta tırnaklarını bilem çekmişler tek tek
aman aman evlerden ırak"

"az bile yapmışlar bu dinsizlere müstehak"
dedi hacı efendi tıslayarak
ve kırçıllı çember sakalını şefkatle sıvazlayarak...

"kız fatmaa" diye kikirdedi bahçede
mahmut amca’nın karısı fikriye
"senin tahsin yine içerde
bu kez gaspten girmiş
bizim bey öyle kolayına çıkamaz diyor
en az beş sene"

"sorma ablaaa" diye sızlandı fatma
kocaman karnını okşayarak
"şikayetlerini geri alacaklar
tahsin’imi bebeme bağışladılar
inşallah artık uslanacak
yemin etti kuran’a el basacak"

"aman aman aklında olsun" dedi makedon emine teyze
"bozarsa yine yeminini
çarpılmamak için
tövbe edin kafasında ekmek kırarak"

"öyle öyle ben de öyle duydum" dedi
fikriye abla’nın uzaklaşan sesi...

-bir rakı koydu kendine adam
kısa bir sessizliğin ardından-

"anlayacağın" dedi iç çekerek
"acımızı bize terkediyor elalem
daha eşikteyken paspasa silip ayağında kalanı
koluna takıp gidiyor kendi hayatını

sonrası yok...
sonrasında hayat hep teferruat

demem o ki
gözlerime göz diken kadın
etme / onları elleme

bu kez olmaz
izin veremem
hiç kimsenin o eşikten geçmesine
ve çekip gitmesine
hele ki ölü bir tanrı eli
değemez hiç bir yerime"


"tuhaf" dedi kadın gözlerini kaçırarak

"ben de/ işsiz babamdan yediği dayaktan
ve yoksulluktan bunalan
annemi beklemiştim aynı dönemde...

eteklerine yapışmıştım ağlayarak
"babana bakacaksın büyüdün artık sen" diyordu beni iterken
ve kucağında kardeşimle çekip giderken

çok kanamıştı dizlerim koşup oynarken
ama bu kez başka türlü acıyordu
kalkamadım/ düştüğüm yerden

ve bir daha hiç kimseye
kal diyemedim gitmeye yeltenirken

-uzaklaşan topuk sesleri yüreğimi eziyordu
kafamda bitlerimi ayıklayan sıcacık kucağım gidiyordu-

ondan sonra günlerce
yaklaşan her topuk sesinde
gözlerimi yumup "allahım ne olur
şimdi köşeyi dönen annem olsun ..." dedim
yüreğim elimde
beklerken pencere önünde

tam umudu kesip yüreğimi gömmüşken
bir sabah çıkageldi...
ama artık bir yanım hep eksikti
ve bir daha sarılamadım eskisi gibi

gidebilen yine giderdi

yaralarımızı gösterdik ya birbirimize
artık ya dost oluruz ya düşman"dedi kadın
ve sıkıntıyla cigarasından derin bir nefes çekti
kurduğu son cümleyi dumanıyla saklar gibiydi ...


o günden sonra / birbirine yakalanmadan
gözucu kaçamak bakıştılar...
film üzerine film izleyip başka hayatlara kaçtılar
ve hep sustular...


hasılı/ ne dost oldular ne düşman
ama bir daha aşk da olamadılar...


-günler zemheriye durmuş sonbahar gibi
güneşten ağır ağır koparak düştüler
onlar da artık
birbirine dokunamayan birer düş’tüler-

o sabah kadının gördüğü saç tokasına kadar...
bu böylece sürüp gitmişti
düşlerin ortasına hakikat
çengelli ve siyah bir saç tokasıyla balyoz gibi inmişti...

bir sigara içimlik tereddütten sonra çıkarıp kağıdı kalemi
"daha kolaydı elbet bir göze bakmaktansa
bütün gözlere bakıyormuş gibi yapmak
bir bedende kendine varmaktansa
başka başka bedenlere kaçmak...
olsun varsın
ben çocukluğumu sana bırakıyorum
biz birbirimizi bulamasak da onlar buluştular
kendine ve emanetlerine iyi bak " diye yazdı
sonuna üç nokta koyarak...

-giderken sessizce ve yağmurdan önce
son bir kez içine çekti odanın kokusunu
ve elinin tersiyle sildi
camda biriken hüznün buğusunu

ramak kalıp ertelendikçe acıtan
yasak diye düşlenirken dişlenen
efkar ve acı adına yaşanan ne varsa aldı
ve ayağında kalanları da
kapı ağzında sıyırmadı...-


yine sel felaketi bekliyordu haber bültenleri
"beni de alıp götürür müsün" dedi
gök gürültüsüne/ yalvararak...





Gülşen Destanoğlu

Paylaş:
(c) Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Şiirlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiiri Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (5)

5.0

100% (5)

Sanrısında eylül saklı Şiirine Yorum Yap
Okuduğunuz Sanrısında eylül saklı şiir ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
sanrısında eylül saklı şiirine yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
mutluluk mavi çocuk
mutluluk mavi çocuk, @mutluluk-mavi-cocuk
15.3.2016 00:35:40
5 puan verdi
hasılı/ ne dost oldular ne düşman
ama bir daha aşk da olamadılar...

aşk bir hayat-i hikaye kutlarım saygı ile...
Işık  Mehmetali
Işık Mehmetali, @isikmehmetali
14.3.2016 21:05:03
5 puan verdi
Şiirle anlatılan bir öyküydü beğeniyle okudum
Kalemine yüreğine sağlık
_____________________________________Selamlar

Işık Mehmetali tarafından 3/14/2016 9:06:24 PM zamanında düzenlenmiştir.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL