4
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
1625
Okunma

varlığında öz bir yıkım, miasma.
kalan sığıyor içime derinlerden
yakıp dökmek için kül kente uğruyor
geldiğim gün daha gri bir gülümseme
kalbin ritmik yoksunluğu, öğütülmüş kahveye
sesinde niceleri, kağıtlara çok şey var
damanın hiç çıkmayan lekesi, çin’de
sormayan da çok, soranın olmadığı demde
tek gözlü devin iniltisi gözümü açtı
iki siyah taş bulup fırlattım şatoya
devrilmediğini bildiğim heykeller kuşların
bıçak yarası ayrıca avucun en tatlı yanı
kadın bir sevgiliyi oynuyor gecenin üçünde
çocukla uyurlar genelde o saatte
kedilerde
tabla bir yenisine
sevgili teselliye
cinayet katiline ihtiyaç duyumsar
ne gülü, taşla çevrilidir kabe
ve çığlıklar
dönülümezufkunsabahında o ses
yalnızların daha sert çarpar dudakları
bakıyorlarmış
gözlerim inatla yokluğa devrin
sonra elleri herkesin
ayrı sokaklara pay edilsin
ucuz numara yalnızlık, sadakat dedikleri üç yudum su
köpüksüz sızılarda itinayla çekilir
unutulası yusuf kuyusu
.
5.0
100% (7)