13
Yorum
27
Beğeni
5,0
Puan
3796
Okunma

// her yenilgi yeni bir başkaldırı için prova olmalı //
Hasreti isa
gamzelerini denize düşürdüğünden beri düş kurmayı unutmuştur
k a d ı n
her savruluşta susuyorsa bilin ki sesini ana rahminde boğmuştur
bir gece yarısı rayından çıktı hayat
savrulan saatlere ayrılığı yazdı birileri
sokak ortasında bir cinayetin üstünü ateşle örttüm
çocukluğun çıkıp geldi saklandığı yerden
tenin karşımda camı kırılmış bir deniz feneri
yağmur yağdıkça taş kesilir soluğum
yalnızlığım derme çatma kıyılarda ağırlar kendini
bu yürek bu uğultuya yenik düşecek biliyorum
yüzümün sıcaklığında kurut gözyaşlarını
nefesinle söndür hayallerinin tükendiği yeri
ağır olur ağrının bedeli vurgunla ödenir
yeryüzü tuz ve toprakla yoğursun yeniden kendini
ey içimdeki kendi külüyle kavrulan ateş
tutuşmadıysan aşkla
bir mumu bile yakamazsın demedim mi
iliklerime kadar senim hasretin kırılgan aynasında
kan kırmızı bir gölde susar adımlarım
yokluğuma dokun izi kalsın parmaklarının duvarlarda
masal kitaplarından uykulara kaçmadan gir rüyalarıma
ağıtlar da boy verir sandıklarda solan fotoğraflarda
avuçlarımda yakıp gittiğin mumların hatırına
ihanetlere kapat kapılarını
sakın açma
aşk sol göğsünün altında vurulmuş bir serçe yüreğidir unutma
sokaklara açılırdı gömleğinin ilk düğmeleri
oğlanların yanaklarından şelaleler akardı ayaklarına
düşün ki akrep yuvasındasın anadan üryan
yelkovanın ağzı sulanır döner başın
kanamayan yerin kalmamış düş kesiği bedenin
ömrüm dudaklarında uzunca kurulmuş cümlelerin son nakaratı
zamansız göçebeyim ki gözlerinden de göçerim
böyle bir aşkı kayıtlardan çıkarın ey taş ustaları
şimdi sabahlara sorsan halimi bir bebek düşer beşiğinden
dil kana susayınca silahlar çekilir benim ülkemde
sorgusuz infazların suç ortağıydı güz
bir kavga türküsü daha yaralanır kısır gölgelerde
ey tenimde esmer güllerin bıraktığı dayanılmaz sızı
senin her renkte susuşun kılıyor beni siyaha sevdalı
dalgınlığım karşısında durma aklıma zarardır gülüşün
kaldırım serçelerinin nasırlı olur topukları
buda dilimi yaşlı çınar ağacında sallansın duvağın
kara lekeyim alnında şarapla boyarım gelinliğini
kanadına gölge düşmüş yapraklara konan kelebeğim
ellerinin uzağında mumya gibi yaşamakmış gurbet dediğin
yatağımın başında dönüp duran ecele süt veriyor göğüslerin
yüzüne abanan köpüklere çığlıklarını düşürürken balıklar
mülteci insanları yaka paça kıyıya taşırdı martılar
yeni bir yangına yoldaş olmak için perdelerini fitilliyordu kadınlar
hangi sevgilinin koynunda ölene kadar sabahlandı bilmiyordu yasaklar
çocukken rüyalarıma giren tabutlarla ısıt gençliğimi
göğsünde çöl düşkünü bir adamı as hurma dallarına
acısı içinde saklı sevdayla gün yüzüne çıkar beni
dili de mızrak gibi sivriltip salmalı sokaklara
yüreğimi yüreğine emanet bıraktım gidiyorum
yanaklarını öpen yorgunluğumla uğurla beni gün batımlarına
hep sana yaslanarak taşıdım kendimi başka bir bahara
dünü yoksulluğundan vurmak yakışmaz bize
kendi yüzümle gülmeyi öğrendim senin karşında
ayrılıklar gün sayar kalbimin kapısında
kalsam bir başka ölümdü
gitsem gölgen kapanırdı ayaklarıma
içimde senin zamanlarını öldürerek kaldım hayatta
kestikçe uzayan beyazlıklar sürgün veriyor tırnaklarımda
kızgın iki gül oluyor dudaklarıma dokunan öpüşün
baktıkça aynalarda kanayan yüzüm gülerek teslim usturaya
gece yürüyüşüydü çıktığım bütün yollar
buğulu bir merhabayı sırtından vuruyor pis bıyıklı adamlar
öksüz yanların kuşatmada sisle örülmüştür kazağın
gök yüzün yamalı bir bohça gibi durur sedirde
hep al yazmalı günahlar işlersin çeyizlerine
gitme dağlar uykusuz çocuklar ninnisiz kalır
ölü bulutlar gezdirirsin firari gözlerinde
umudun süvarisi oldum yıldızsız gecelerde vuruldum
şimşeklerden sonra gelen yağmur oldum sende kurudum
her gün aşk için yeniden kalbimi kundaklamaktan yoruldum
her yüreğin denize bakan bir penceresi vardır
herkes acısını ve felaketini yanında taşır
yalnızlığın ayaz hücresinde voltalardayım
sen şimdi geçmiş bir zamana at sürersin içimde
et ve kemik birbiriyle helalleşir günün birinde
hangi vagona bindirilse ölüm yarı yolda raydan çıkardı tren
kurtlar ve kadınlar aynı havayı soluyor karanlık çöktüğünde
yağmura yem atan bulutları uçurtmalarla avlayıp
kırlangıçları fırtınaların kucağında ağırla
herkes yüreğindeki aşka giden son damarı da kesiyor
harama el sürmüş günlerin kahrına
sen hâlâ çocukluğumun terli alnından öpüyorsun alınyazımı k/aralayıp
söylenmemiş bir söz gibi duruyorsun aklımda
ana rahmine düştüğümüz gün kazılmış mezarımız
canlı bir cesedim tabutum bundan sonra yüreğindir unutma
gece bütün sırlarıyla gömüldü sulara
dilsiz bir ay doğurdu deniz
her düştüğüm yerde yeni bir uçurum eklendi hayatıma
bir bulut kirini döker ömrümün ormanına
bellek sürek avında
ve yazı kağıda yüz sürer son defa
mezar taşları da eskir
yırtılan sesten bir kadın düşer sulara
gün geçtikçe azan derin bir yaradır zaman
gölgeler de kanar
ve tanrılar şeytan arabalarıyla çıkıp gelirler karşıdan…
İsa İnan
5.0
100% (29)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.