2
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
1046
Okunma
İstanbul suskun, dinliyor kalbinin sesini;
gökyüzünün kara pervaneleri geçiyor,
homur homur,
aşkın deryasında süzülen Boğazın üstünden.
Hisarın surları tutmuş karşıda dimdik duran
Rumeli tepesini;
İstanbul suskun, dinliyor,
ciğerinde patlayan maytapların sesini.
İstanbul suskun, dinliyor kalbinin sesini;
karanlık bir pus yükseliyor
gövdesinde dolaşan damarlardan;
acıtıyor,
otoyollar, tüneller, deşilmiş derisini.
Asmalımescit’in semazenlerinden,
asmalı köprülerin semalarına kaymış
artık yüzlerin eseri.
İstanbul suskun, dinliyor kalbinin sesini;
yaban bir atmaca kopup geliyor Karadeniz’den,
konup ulu bir meşenin üstüne,
seyrediyor çakmak çakmak gözleri
Beykozlu asil bir papağanın suretini.
Son baharın serin rüzgarı çarpıyor sinesine,
alnında son avının kan izi,
izliyor umut dolu kalbiyle son çiçeği açan elgizini.
İstanbul suskun, dinliyor kalbinin sesini;
damla damla akan yağmurda,
gönülleri yaralı bir çift kuş gibi
geziniyor sarmaş dolaş, sokaklarda
iki deli sevgili.
Ve göz yaşlarına karışıp akıyor,
her damlasında yağmurun,
insanın insana olan güveni.
İstanbul suskun, dinliyor kalbinin sesini;
sıra sıra dizili meyhaneler mi,
Boğaza hakim konaklar mı dersin,
kaldırımları mermer, granit sokaklar mı,
yoksa, gamzesi masum,
ama yalandan gülen yanaklar mı,
hayatlara bir renk, bir telvindir işte,
İstanbullu bir yaşam hikayesi.
İstanbul suskun suskun dinliyor
hem şehrinin sesini,
yatıyor geçmişinde fethedilen
yüce bir aşkın öyküsü,
oysa kaplamış bu gün etrafı
kocaman bir yalnızlık örtüsü
ve İstanbul, git gide kaybediyor kalbinin sesini
ve hevesini…
5.0
100% (3)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.