23
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
1907
Okunma

duruyorduk
sessiz ve umarsız bir gece
köpekler havlıyordu
soluk alıp verirken yarı ışık odada
evimizin önü karanlıktı
tiz, dağları delen şarkılar söylüyorduk
hiçe sayıyorduk. var olan karanlığı
sokağa bırakıyorduk avuç sıcaklığında gülü
bir öpüş bir gülüş düşüyordu kimi gün
taş ayakların değdiği yola
savruluyordu ellerimizden
umutsuzluk ayrılık ölüm
duruyorduk
güneş iliklerimizi ısıtır can, diyordu kimileri
gülüp geçiyorduk
daha sıkı bürünüp giysilerimize
şalvarımızın paçaları toprakta
su arıyorduk
savaşlar oluyordu bir yerlerde
bizim savaşımız kendimizle
işimiz gücümüz direncimiz
savaş geçmişti bizim için, tarihti
gerçek savaş yaşamamızdı
her bahar sarı kır çiçekleri açıyordu
taşlı çalılı yollarımızda
yenerek gelecek korkusunu
atıyorduk ilk adımı
taşlı tarlanın bahar yüzüne
eğiyordu selvi kavaklar dallarını
sallanıyorduk
işe yarıyordu çalılar
sorguya çekiyordum ellerimi beynimi
ne işe yarıyorsun?
yüreğe dikilen gül
parmaklarımın kavradığı kalem
düşlerimin bayramı yar
dört duvara kapanan insan
ne işe yarıyorsun?
duruyorduk
bir ucunda dünyanın
el fabrikasında un öğütülürce eller
öğütülüyorlardı
yurt elleri
yar/eller
kıvanıp bitimizden paklandığımıza
kurtulduğumuza veremden
karanfil takıyorduk şapkamıza
sıkıca kavrayıp pilli radyoyu
gâvurca müzikler arıyorduk
cızırtılarda
gâvurun işini yarılayıp
yankılanıyordu
meşe yüklü dağlarda
kekik kokulu türküler
oyy anam oy!
sevdan deniz gibi, yürekli
ölüme karşın dimdik
tomurcuklar bıkmadan açıyordu nisan’da
büyütmeye çalışıyorduk çocuklarımızı
küçülmeye başlıyordu düşlerimiz
kırışıyordu alnımız
göz altlarımıa yerleşiyordu halkalı izler
duruyorduk
alt alta, üst üste
sağda, solda
yukarıda, aşağıda
herkesin doğrusu yine en düz
kimimiz şehit
kiminin ölüsü süpürgelik
kan oturuyordu ağlamaktan gözlerimize
altta üstte aşağıda
kim yığıyordu yüksek yoz tepeleri
bu kof yağmurları kim yağdırıyordu
gitmiyordu ülkemden ölüm davulları
çalıyordu, güm güm güm
duyuyorduk uzaktan
sağda, solda
değişiyordu annelerin ninnileri
uyumasın yavrum uyumasın
duruyorduk
büyüyordu korku
adım atmaktan , çabuk
yere inip bakıyordu gökkuşları
çalımlı adımlarla
yaratmışlar sanki dünyayı
siyah kuyruklu arabaları
söndürüyordu
söylenecek sözlerin yıldızını.
çekip gidiyorlardı
döküm döşek ortalık
içi kurumlu siyah adamlar
eziyordu
dağ çiçeklerini
çiçekler güneşe aşık
göğün mavisine
yağmura
dağ katlanmaz
silâh seslerine
acı noktalı ölüme
bir gün katlar kendini
içini gösterir
giremez
öyle kurumla, kurumlu adamlar
ezemezler kadımalakları
dağlar geçer birbirine
dağlar canlıdır
çiğdemine sahip
durmaz sallanır ekinler
her şey yeniler kendini
duruyorduk
kimse bilmiyordu
haritada yerimizi!
eski şiirlerimden/ Nazik Gülünay
5.0
100% (20)