17
Yorum
15
Beğeni
0,0
Puan
4030
Okunma

denizi öpsem çoğalır biliyorum
darağacında bir hayli yorgun -mahmur-
menekşe curcunası ne kadar maviyse
her şeyi ürperten kanat sesi uçar gibidir
dalında rüzgar bekleyen deniz -incelecek-
gölgelerin uzamasıyla
uzakları işaret ediyor
çürümüş zihniyetin yönünü
safran sarısı gizli bir hüzün
sedefler dolusu söz
yeniden yaşama doğmak için
göz getiriyor
devlet baba söylemek istemezdi
-ama söylüyor-
bir inci bulup çıkarasımız var
denizlerin duru gözlerinden
ölüm esrimesi gidişi giydirip
gökyüzüne yakınlaştırmamız lazım yüzleri
bilmiyor devlet baba
sonra bir hilâl gibi doğacağını
ezbere alınıp teleklerle yazılacak
denizleri anlatan kitapların ağzı
üstüne gül düşse kan damlasa
sülüs bir çizgidir
ölümle başlayan buğulanan hayal
güneşin en olgun saatlerinde
portakal çiçekleri
yıldızlar gibi soyunurken geceye
yârin kokusu kadar çocuk ve sarı
tutuyor geceyi bir ekmek kokusu
fırıncı eziyor aydınlığın kınasını
kimse bilsin istemiyor
denizi yoğuran mayanın
ölüm ve devrim olduğunu
cellat yüz/görümü ölümü
biteviye konduruyor
suskunluğuyla deniz’in üstüne
sarpa sarıyor dar sokakları
deniz gölgelerini ışık ışık çekerek içine
sedefinden vurgun yediğimiz
kaybettiğimiz deniz enkazı
toparlıyor bizi
ağzımızda bağışlanan
gizlice devşirilen kelimelerin ruhuyla
ölüm ki sustalının ağzında oturan gölge
deniz ki yıldızlar gibi durmuş geceye
bütün şimşekleri yutmuş
güller arasın da bir sağanak
bulutla tekmil söz üzre yağıyor
yıldızlara bakan çocuğun öfkesi
altı kızıl mayıs gecesi
Ey kıyıları zaptetmiş kervan kralları!
kaldırın bu sisi gözlerimizin önünden
kara çalmaz denizlerin üzerinde ki renkler
susmaz ağustos böcekleri
siz bir güvercinin nasıl doğduğunu bilemezsiniz ki!
ben nasıl anlatayım size denizlerin doğumunu!
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.