14
Yorum
10
Beğeni
4,9
Puan
2173
Okunma


parçalanarak sıyrıldı rüya uykudan
soluğum genzi yakan sussuzluğum benim
korkuyorum bu gece ilk defa
karanlıkta ışıyan yıldızdan...
şaşmaz bir namludan derine düşen ateş
yakar gülün bağrını, acırım...
saati kollar bir gözüm
erir pervaza düşen güneş
ölürüm...
ayırdım hayatı kabuklarından
can kırıkları doldu kurumuş göllerine
insan suratlı tanrılardan medet uman kabileler
Nuh’u dilendiler sellerimde...
övüncüm oldu dökülen her yağmur
açığa çıkardığım tüm korkularımı ıslatırken
sürükleyip yol boyunca dünyadan aşşağı dökerken
sevdim sonsuzluğu da, yaşama inanırken...
istasyon durağında bıraktım sarhoşlukları
sönmüş bir ateşin külüyle çizdim duvarları
bilinmeyen bir dil diye kayıt düştü telsizler
ayaz sabahlara dem vuran asi çocukları sürdüm önüne
devletin...
yokluğun ötesinde aradım simyanın gizini
kayboldum birçok kez kendimden kaçarken
suya düşen karanfiller gibi
düştüm aşka ağıtlarla
göğsüme dolan çığlıklarla boğuldum...
insana rengini veren kan çekildi damarlarımdan
tekmelenerek uyandı çocukluğum
kıyısız şehirlerin maviliklerinde yenildim hayata
sırtımda atlatamadığım badirelerden yaptığım
bir ömür cetveli...
geceden gündüze kalan bir ciğ damlası
üşütür uykumda gördüğüm rüyaları
toprağın ağırlığınca çekiyor beni dünya
kayıyor ayaklarım yeşilin ıslağında
reddettim gün sayımlarımı
bana ölüm bile fazla...
5.0
91% (20)
4.0
9% (2)