15
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
2128
Okunma

ne değişir gecenin mahremini bozsam şu vakit
nü bir dilek tutsam karanlığın içinden
gözlerimin kilitleri kırılsa ulu orta
ve sen
sen gelsen uzun ferhat yollarından
avuçlarımı öpmeye
çöle dönen yasaklarımı delip
yıkasan degajemin en çatallı noktasını
çırılçıplak tenimi giydirsem tenine
korksa yalnızlık, gürültülü dokunsan
mıhlansak sonsuzluğun dudak altlarına
katre katre ..
ölüm orucuna mahkum ettiğim benliğimi doyursa şefkatli ellerin
kulaklarımda kızıl/sarı bir gurup tınısı çınlasa
çıldırsam
çıldırsa nefesin
adam gibi sevişsek
çiçek yazgılı ömrümden solmayan bir renk uzatsan
yokluğunu ziyaret eden kuşlar gibi üşüşsem başına
soylu bir suskuda yıllandırsam üzüm gözlerini
ahh
dudaklarım hala ne kadar da meyilli
şarap kızılı kanımdan can özümü akıtmaya…
çok zaman önce değildi oysa
daha bir aşk öncesi
ben sana kaç sefer yaptım kağıt gemilerimden
yeknesak bir kadın çehresi gülümsedi yalnızlığın ıslak sokaklarına
paranoyak düşlerde kaybettim bileklerimi
hüzün yırtan tırnaklarımda kaldı deri parçaların
alışık duruşum alışmadı retinanın soğukluğuna
bütün uçurtmalarımın ipini kestiler, umursamadım
adaletsiz bir muharebede, çocuk olup saklandım
taş sektirdi ellerim taş kesilen yüreğine
sana yazdım, seni yazdım
erken yumdum gözlerimi çığ düşüren bakışlarına
yalan yanlış uykularda kundakladın aşkımı
telef oldu mevsim
üç köşeli adaya hapsolan kadınlığımda
müebbet yerken sevdanın al yanaklı çehresi
bilmedin, ya da latife sandın
oysa ben
yastığımda avaz avaz
yalnız sana susa(r)dım
sana susa(r)dım
Çiğdem Parlayüksel
5.0
96% (23)
4.0
4% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.