12
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
3077
Okunma

Bu şiirim öğretmenler günü kutlama etkinlikleri çerçevesinde öğretmenler arasında yapılan Amasya temalı şiir yarışmasında 2. olan eserdir.
Bir yeşil rüya, bir âsûde diyâr, doyumsuz şiir,
Nehrin mûsikîsini hangi dil anlatabilir?
Bir eski zaman güzeli âşıkları âsârı aşan.
Bir şehir ki ışık ışık, nağme nağme ruhtan taşan.
Hülyalı bir masal şehridir Çakallardan görünen,
Harşena heybetli, Kral Kayası mağrûr ezelden.
İris’te yıkanır öğle akşam evlerin gölgeleri,
Her mevsim bu manzara mest eyler gönülleri.
İlmek ilmek kut dokunmuş bu şehrin semâsında
Pay-i taht hayâllenmiş şehzâdesinin sîmâsında.
Çelebi Mehmet ile başlamış bu ulvî serencam.
İkinci Murat, Fatih, Beyazıt, burdan almışlar kâm.
Pençe-i kahrından şirleri lerzân eden Selim
Haykırmış: “Tahta tâlip dağ yürekli şehzâdeyim.”
Bir Mustafa’sı katledilince şehir Saray’a küsmüş
Yıllar sonra bir Mustafa’nın ardında yürümüş.
―“Bütün Amasya emrinizde, mübarek olsun gazânız.”
Paşanın gözlerinde parlar Amasya yıldız yıldız.
Milli mücadelede kaderi olur vatanın
Milletin bağımsızlığında ilk söz Amasya’nın.
İşlemiş mîmârîsine estetik haz, derin mânâ
Ebedî bir ilham verir ettikçe seyr ü sefâ.
Makam makam şifâ, soluk soluk can dağıtmış,
Bîmârhâne kapısından bir de zarâfet taşmış.
Kubbe kubbe çiçek açmış camiler, her biri şaheser.
Sultan Beyazıt’ta bin bir hâtıra gülümser.
Avlusunda güvercinler, görmüş geçirmiş çınarlar.
Şadırvanda sohbetle vakti gözler ihtiyarlar.
Esintiler dolar kalbe, uhrevî ikliminden,
Ayrılırsın mânevi hazlarla, bu ulu mâbetten.
Gümüşlü, Gökmedrese, Yörgüç Paşa, Burmalı
Ecdat donatmış iman sinmiş taşlarla dört bir yanı.
Gönül mülkünün sultanları, Amasya evliyaları,
Kandil olup aydınlatmış karanlık dünyaları.
Eski ok meydanında bir küçük türbede Kurtboğan,
Bağlar içinde Gani Baba, bir tepede Serçoban.
Savâdiyede Pirler Evliyâsı, iyâliyle medfûn
Merkezde Tezveren, İğneci Baba, Selâmet Hatun.
Ve nicesi geçmiş bu diyardan, gönüller yapmışlar
Sevmişler, sevilmişler; adları kalmış yadigâr.
Amasya’da her şey biraz şiirdir, biraz mûsıkî;
Dağları, vakûr akan ırmağı, yalı boyunda evleri.
Bu şehirde aşklar efsaneleşir, söz şiirleşir,
Duygular bir zarif ahenk ile terennüm edilir.
Gazel dokur âh ile al ferâceli Mihrî Hatun
Akar gözlerinden eşk-i hicrân uğrun uğrun.
Dökülür gönlünden kelâm, düğümlenir boğazında,
Bin bir şikâyet var, yâre ahvâlini arzında.
“Ben umardım ki seni yâr-i vefâdâr olasın
Ne bileydüm ki seni böyle cefâdâr olasın.”
Bilinmez ulaştı mı Çelebi’ye bu sitem
Sinmiş şehrin iklimine ince ruhu demadem.
Desem ki biri mahcup nakkaş, biri sûz-ı cihân
Bir nigâh ile yanmışlar günlerce duman duman.
İstetmiş Mehmene Banu’dan hicap ederek,
Değil mi ki gönle sultan, aşka vuslat gerek.
Şart koşulmuş dağı delip su getirmesi şehre,
Aşacak engelleri her ne varsa sevda içre.
Taşı oyar yürek gücüyle, akıl sır erilmez,
Niyet fena iken ne yapsa maksûdu verilmez.
Bir kara sûret çıkıp der: “Ölmüş gönlünün hasreti.”
Çökmüş âlem başına, onsuz ne yapsın cenneti?
Kıyar o vakit canına, hainler erer murada.
Olur mu kara haberi alıp, yaşamak dünyada?
Uğruna dağlar yarılan güzel de geçer ömründen,
Kanallardan gelen su, gözyaşı olur dinmeyen.
Ağlar Amasya bu iki âşığın ardından hâlâ
Ferhat ile Şirin adlarını koyar çocuklarına.
Sende yaşamak, sızmaktır bir sırlı rüyaya
Kalbe akseden ışıklarla, tarihinle Amasya.
Şeyh Hamdullah yazsın yazgını, Giriftzen bestelesin.
Gök kubbede ilelebed şarkıların söylensin.
Saadettir, sende doğmak kadar sende ölmek de
Uyanmak ebedi âleme yine senin ikliminde.
Olcay GÖKÇE (11.11.2009-AMASYA)
5.0
100% (10)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.