1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
49
Okunma
Anlatmak isterken
kırıldı cümlelerim;
feryadım
kendi yankısında boğuldu.
Ne yangınlar büyüttüm
şu sessiz sinemde;
adını koyamadığım bir şey
her sustuğumda
biraz daha büyüdü içimde.
Kaç kez anlattım,
kaç kez başka kelimeler seçtim;
aynı yaranın
başka yerlerinden konuştum.
Sesimi değiştirdim,
cümlelerimi değiştirdim,
hatta bakışlarıma bile
cümleler giydirdim.
Yetmedi.
Çünkü bazı sözler
karşıya ulaşmadan ölür;
insan bazen
kendi sesinin ağırlığını
içinde taşır.
Ben de taşıdım.
Her anlattığımda
bir kelimem daha eksildi dilimden.
Önce cümlelerim yoruldu,
sonra sesim.
Sonra kelimeler
bana bakıp sustu.
Bir gün fark ettim;
insan bir anda lâl olmuyor.
Önce anlatmaktan yoruluyor,
sonra anlaşılmamaktan,
sonra aynı şeyi
başka cümlelerle anlatmaktan…
En sonunda
dilinde kelimeler dururken
içinden bir ses çekiliyor.
İşte o an
susmak değil bu.
Söylediğin her şeyin
sana geri dönmesidir.
Ben kaç kez
aynı yere bıraktım sesimi,
kaç kez başka kelimelerle
aynı kapıyı çaldım,
bilmiyorum.
Ama artık
kapının ardında kimseyi aramıyorum.
Cümleler uzadıkça
sesin içindeki yol
yavaş yavaş kapandı.
Kelimeler yerinde durdu;
yalnızca
onlara giden yol kayboldu.
Şimdi hâlâ
söyleyeceklerim var.
Hem de çok.
İçimde hâlâ
söylenmemiş bir dünya var;
ama o dünyanın
dili yok artık.
Ben sesimi
anlattığım bütün cümlelere bıraktım.
Anladım ki
insan sustuğu için lâl olmazmış;
anlattıkça eksilir,
anlattıkça kendinden uzaklaşır,
sonunda kendi sesine bile
yabancı kalırmış.
Ben artık susmuyorum.
Sadece söyleyeceklerimin
dili kalmadı.
Bunca sözden sonra
kendime kalan
tek kelimeydi:
Lâl.
Alper KARAÇOBAN
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.