0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
38
Okunma
Kül
Mesela hiç mi sızlamaz bir insanın göğüs kafesi?
Hiç mi dar gelmez aldığın o yavan nefes?
Ben burada her gece kendi küllerimle boğulurken,
Söyle, senin orada kaldırım taşları mı çiziyor yolunu?
Nasıl durabiliyorsun öyle kaskatı, böyle uzak?
Aramıza yığılan bu taşlar, bu yabancı şehirler
Hangi günahın ahı, hangi yarım kalmışlığın cezası?
Yüreğin diyorum, hiç mi isyan etmiyor o düzenli atışına?
Nasıl sığdırıyorsun koca bir yokluğu
O soğuk, o duygusuz takvim yapraklarına?
Burnuna kokum gelmiyor mu hiç gurbet akşamlarında?
Bir rüzgâr esip de teğet geçmiyor mu tenini?
Ben burada anılarla kavgadayım, her satırda dövüşüyorum,
Sen hangi uykunun koynunda unutuyorsun bizi?
Fotoğraflar diyorum...
Camın arkasından bana gülümseyen o cansız suretler
Gözlerimizin birbirine en yakın olduğu o kâğıt parçaları...
Yetiyor mu sana gerçekten?
Avutuyor mu seni o sessiz ve tepkisiz kareler?
Ben yetiremiyorum!
Kaburgalarımı kıra kıra büyüyen bu hasrete
Kuru bir ’sabır’ lafı teğet bile geçmiyor artık.
Ayrı kaldığımız her saniye bir ömür eksiltiyor bizden,
Büyümek dedikleri buysa eğer,
Varsın eksik kalsın aklımız, varsın çocuk kalalım!
Yeter artık bu sürgün, bu kendi kendini yakmalar yeter!
Al da gel o direnen, o gururlu adımlarını.
Söndür içimizdeki bu kimsesiz yangını,
Kaldığımız yerden değil,
Yanıp kül olduğumuz yerden
Yeniden başlatalım hayatı...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.