2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
51
Okunma

İliklerime Kadar Sen
Aşk dedikleri; bir kentin elektiriksiz kalmış gece yarısında,
Göğsünün ortasında patlayan o lekesiz, o dumanlı fişektir.
Etin kemikten ayrıldığı, aklın yörüngesinden çıktığı o an;
Sen gelip oturursun sol yanıma bir cüzzam gibi, bir yangın gibi,
İliklerime kadar işler senin o karanlık, o tekinsiz kokun...
Seni sevmek; fırtınalı bir denizde pusulasız dümene geçmektir,
Kayalıklara çarpacağını bile bile o rüzgâra göğsünü germektir.
Dudakların ki; geçilmez bir bent, bir nehrin en çılgın yatağı;
Sana döküldüğüm her gece yeniden boğulurum o koyu sularında,
Ve yeniden doğarım parmaklarının ucundaki o gizli kıvılcımla...
Bir fener yakarsın zihnimin o en tenha, en bakımsız caddesinde,
Bütün vitrinler senin adınla aydınlanır, bütün sirenler susar.
Aşk, iki insanın aynı giyotin altına bile bile boyun uzatmasıdır;
Cellat ipi çekse de, zaman dursun diye dua ederiz,
Çünkü seninle ölmek; başkasıyla yaşamaktan daha görkemlidir...
Tenin, kış ortasında sığınılan ıslak bir tahta baraka,
Gözlerin, haritaların yazmaya korktuğu o derin, o amansız uçurum.
Baktıkça başım döner, dökülürüm içimdeki o kör kuyulara;
Bir damla suyuna muhtaç bir çöl gibi beklerim eşiğinde,
Ne sen susuzluğumu dindirirsin ne de ben o yangından kaçabilirim...
Zaman denilen o acımasız tüccar tartarken ömrümüzü,
Biz seninle gram gram eksiliriz birbirimizin harcında.
Görünmez bir bıçak keser geceyi ortasından, kan damlar yastığa;
O kan ki; seninle benim aynı dizede tutuştuğumuzun resmidir,
Aşktan ötesi yalan, aşktan ötesi kentin o kof gürültüsüdür...
Rüzgâr, kokunu fırlatır yüzüme bir kadeh sek konyak gibi,
Çarpar genzime, sarhoş eder içimdeki o mahzun çocuğu.
Seni sevmek; bir kentin bütün sokak lambalarını tek tek söndürüp,
Sadece senin gözlerindeki o tek ışıkla yolunu bulmaya çalışmaktır,
Kaybolacağını bile bile, o karanlığın kalbine yürümektir...
Kaç kere devrildi bu hayat üzerimize, kaç kere altında kaldık enkazın;
Ama ne zaman ellerin değse ellerime, bir ihtilal başlar damarlarımda.
Kanım tutuşur, kemiklerim çatırdar senin o devasa ağırlığından;
Sen benim hem sığınağım hem de beni yıkan o en güzel felaketimsin,
Bir insan bir felaketi nasıl böyle tapınır gibi sevebilirse...
Mazereti yok bu aşka; ne mevsim uygun, ne bu şehir, ne de cebimizdeki zaman.
Yine de sarılırız birbirimize bir idam mahkûmunun son isteği gibi.
Dudaklarının kıvrımına sığınırım, o yıkılmaz kale duvarına;
Dışarıda fırtına kudurur, yağmur kaldırımları döver gece boyu,
Biz seninle o mavilikte ebedi bir tutuklu gibi kalırız...
İşte böyledir sevgilim; aşk dediğin sadece bir duygu değildir,
O, insanın kendi varlığından vazgeçip bir başkasında erimesidir.
İliklerime kadar duyarım senin yokluğunun o dilsiz ayazını,
Ve varlığınla ısınır içimdeki o en eski, o en derin yara;
Biz aynı şiirin iki ayrı mısrasında birbirimize mahkûmuz...
Şimdi hangi caddeden geçsem, senin ayak izlerin kalır asfaltında,
Hangi tren kalksa bu kentten, senin kokunu taşır vagonlarında.
Varsın devrilsin asırlar, varsın kapansın bütün takvimler birer birer;
Ben seni bu fani dünyada bir nefes gibi, bir kan gibi taşıdım,
Ve son nefeste bile senin adınla kapatacağım bu yorgun gözlerimi...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.