3
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
138
Okunma
Bir soluk kadar yakınımda durursun da gökyüzüne değmez elim,
Uzanırım gece yarısı kentin ıslak kaldırımlarında, yetişemem sana.
Tam yetiştim derken bir sis perdesi iner rıhtıma usul usul;
Dokunamam, dokunsam kül olmaktan korkar bu mağrur parmaklarım,
Ama vazgeçmek mi? O, bizim bu fırtınalı limanda hiç öğrenmediğimiz şeydir...
Sisli bir bulvarda göz göze gelmektir seninle yaşamak,
Girişi var, çıkışı yok bir labirentin tam da ortasında.
Bir sigara yakarsın, dumanı kentin ışıklarına karışır gider,
Dokunursun bir kez, tenin alev alır, aklın firar eder geceden;
Ve ben o an anlarım ki bu ikilem beni diri diri gömecek bu kente...
Gecenin mavisinde yanan o tekinsiz fener gibisin ufukta,
Ne yaklaşmama izin verirsin ne de büsbütün karanlıkta bırakırsın beni.
Uzaklığın bir yıldız mesafesindedir ama fısıltın kulağımda çınlar;
Yetişmek için koşarım, adımlarım kurşun gibi ağırlaşır sokaklarda,
Aşk dediğin; işte bu imkânsız mesafeyi bir ömür yürümektir bile bile...
Kaç kere vazgeçtim senden o yağmurlu istasyon boylarında,
Kaç kere attım adını bir tren kompartımanının kirli camından dışarı.
Gittiğim her kent sana çıktı, girdiğim her sokak senin kokunu taşıdı;
Vazgeçer insan kendinden, adından, geçmişinden vazgeçer de
O gözlerindeki o hırçın, o dipsiz Maviay’dan bir türlü vazgeçemez...
Bir sinema salonunun tenhalığında tutuşur içimizdeki o gizli yangın,
Perdede siyah beyaz bir film akar, biz kendi karanlığımızda boğuluruz.
Ne seninle tam bir kavuşmaktır bu ne de sensiz bir ayrılık;
Araf’ta kalmış bir yolcu gibi bakarım yüzüne çaresizce,
Dokunmak bir cinayettir sanki, dokunmamak ise büsbütün intihar...
Rüzgâr rıhtımdaki halatları döverken hırsından gece yarısı,
Ben senin imkânsızlığını fısıldarım bu kaba, bu duyarsız kente.
Uzanıp alnındaki o dumanlı çizgiyi okşamak gelir içimden,
Geri çekerim elimi, bir fırtınanın ortasında kalakalırım öylece;
Sen benim hem en güvenli sığınağımsın hem de en büyük tehlikem...
Zaman bir ustura gibi keser geçer aramızdaki o dilsiz bağları,
Yine de sökülmez göğsümün tam ortasına çakılan o senin görüntün.
Seni sevmek; bir kentin bütün lambalarını tek fırlatışta kırmaktır,
Zifiri karanlıkta kalıp sadece senin o içsel parıltınla yürümektir;
Her şey eksilir dünyada, bir tek senin o çelişkili büyün kalır...
Bana bir adım atsan, ben bütün denizleri aşar gelirim sana,
Ama sen o uzak yıldız gibi durursun gökyüzünün en yüksek katında.
Yetişemem sevgilim, nefesim kesilir bu maratonda yarı yolda,
Yine de düşsem de o çamurlu asfaltın üzerine amansızca,
Gözlerimi kapatır, sadece senin o hayalinle doğrulum yeniden...
Sözler tükendi, bu tekinsiz romanın son sayfasına geldik belki de,
Ne ’kal’ diyebilirim sana bu saatten sonra ne de ’git’ diyebilirim.
İşte böyle bir kıskançlık, böyle bir hırçın tutkudur bizimki;
Dokunup vazgeçememek, vazgeçip yine aynı yangına koşmaktır,
Biz seninle bu Maviay’ın altında ebediyen tutsak kaldık...
Şimdi hangi bulvara çıksam, senin o ulaşılmaz gölgen düşer önüme,
Hangi kadına baksam, senin o fırtınalı gözlerini ararım çaresiz.
Bir soluk kadar yakınsın bana ama bir yıldız kadar uzağımdasın;
Vazgeçtim senden sevgilim, evet, bin kere vazgeçtim bugün de,
Ama bil ki son nefeste bile asla vazgeçemeyeceğim senden...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.