0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
39
Okunma
Pencereme vuran yağmur damlaları sayar zamanı,
Bir tren yırtar gecenin simsiyah, ağır perdesini.
Menzil belirsizdir bu rayların üzerinde, yol belirsiz;
Vagonlar dolusu yalnızlık taşınır bozkırın bağrına doğru.
Aklımda kalan tek şey, geride bıraktığım o puslu şehir
Ve bir de kendi içimde bitiremediğim o büyük amansız kavga.
Dışarıda zifiri bir karanlık, içeride cılız bir lambanın sarı ışığı,
Gözlerimde birikmiş yılların yorgunluğu, dizlerimde derman yok.
Kaç limandan geçti bu ömür, kaç limanda bıraktı en güzel hayallerini?
Hangi istasyonda inecektik de kaçırdık o son treni?
Şimdi bir kompartımanda, kendi sokağına yabancı bir garip gibi,
Sadece rayların tıkırtısında ararım kaybettiğim o eski benliği.
Gurbet denilen şey, sadece yollara düşmek değilmiş meğer,
İnsanın kendi kalbinden uzaklara sürgün edilmesidir asıl gurbet.
Ne kadar kaçsa da insan, bavuluna sığdırdığı geçmişinden kaçamıyor;
Gölgeler takip ediyor seni en kuytu köşe başlarında bile.
Bir sigara dumanına yüklüyorum şimdi söylenmemiş tüm ahları,
Ve savuruyorum karanlığın ortasına, bu meçhul yolculukta.
Sabahın ilk ışıkları sızarken buğulu camın ardından,
Biliyorum ki varılacak hiçbir yer iyileştirmeyecek bu yarayı.
Çünkü yolcu değişse de yol aynı, hüzün aynı hüzün…
Bırakın çalsın trenin acı düdüğü son bir kez daha,
Ben bu gece, kendi karanlığımla barışmayı seçiyorum;
Ruhumu uzatıyorum gökyüzüne, sessizce ve sitem etmeden.
Kadir TURGUT
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.