0
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
29
Okunma
Melek yüzlü bir güzel uğruna divane oldum,
Sanmayın ki muradım bir fani surettir benim.
O hüsnün aynasında Zât-ı Hakk’ı buldum,
Sıfat-ı yâr ile dolsun bu viran hanem benim.
Ey canımın şûhu, yaralı gönlüme merhamet eyle,
Benliğim mahvolsun, tecelli etsin ol nûr-ı kadîm.
Lütfunla bu gaddar kibri, bu gururu pâyimal eyle,
Gözümde zerre kadar kalmasın ne mülk ne sim.
Sâkî-i ezelden içtim bir kadeh vahdet meyini,
O günden beri feryat eylerim bir ney gibi.
Mâsivâdan kestim artık ümidimi, neşeyini,
Aşkın potasında erisin kalbim bir mum gibi.
Sûret-i zâhirde boyun bükmüş bir garip kaldım,
Bâtında sultanlara taç giydiren aşkım var.
Bu fenâ mülkünde yokluk kapısına vardım,
Aşk-ı hakikiden başka ne derdim ne arzum var.
Şu yaralı sineye bir nazar etsen ne çıkar,
Lütfun da hoş, kahrın da hoş ey Sevgili!
Aşkının ateşiyle bu ten kül olup yanar,
Külümden yeniden doğarsam bilirim, maksat belli.
Neyleyim dünyayı, neyleyim cennetin köşkünü?
Bana seni gerek seni, ey Hüsn-i Mutlak!
Aç artık hicap perdesini, göster o gül yüzünü,
Bu garibin canı yoluna olsun ebedî helâk.
Yusufî söyler sözünü, aşkın elinden bîçare,
Kuyuya düşse de gönül, Mısır’a sultan olmayı ister.
Lütfunla dokun şu sineye, tabip ol bu derin yaraya,
Cemâlinden bir katre nûr, bu cana dünyalara değer.
Sermâye-i ömrüm tükendi, bir kuru âh kaldı geride,
Gece gündüz adını zikreder durur bu garip dilim.
Gözyaşım sel oldu aktı, izi kaldı yüreğimde,
Kapında kul olmak varken başka makamı neyleyim?
Vuslatın ateşiyle yansın, kül olsun bu bedenim,
Yusufî olmaya geldi bu aşkın dergâhında.
Gayrı ne akıl kaldı bende ne de eski benliğim,
Kaybolayım tamamen senin o sonsuz varlığında.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.