2
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
86
Okunma
Sensiz ne de zormuş bu şehirde nefes almak,
Baktığım yollarda izin kalmış, geçtiğin sokaklara kokun sinmiş.
Adını anınca bile canım yanar olmuş...
Varamadığım yarınlarıma geç kaldım ben,
En çok da sana geç kaldım sevgilim.
Kaybettim seni gözlerimin önünde, gidişine yüreğim el vermedi.
Kalbime cam kırıkları saplandı her gece,
Kimseyi sevmeye dair bir kalbim kalmadı artık;
Seni seven bu yürek, bir ömür boyu yarım kaldı...
Bir kentin dilsiz caddelerinde ararım ayak izlerini,
Hangi otobüse binsem gecikmiş bir yolculuktur adım.
Zaman ki bir çalı kuşu gibi sıyrılıp gitti ellerimizden,
Ben hep sana koşarken, hayat sana geç kalmayı öğretti bana.
Gözlerinin kıyısında unutulmuş bir tebessüm vardı hani,
Şimdi o tebessümün kaldığı yere birikiyor kentin bütün yağmurları...
İnsan nasıl da alışıyor kendi içindeki o eksikliğe,
Bir akşamüstü pencere önünde oturup dilsizce susmaya.
Gidişinle açılan o derin yara iyileşmedi sevgilim,
Sadece zamanla o yaranın adını ’yaşamak’ koyduk.
Ne kadar yürürsem yürüyeyim bu yabancı sokaklarda,
Dönüp dolaşıp geldiğim yer, senin beni bıraktığın o ilk duraktır...
o kadar karanlık ki gece, bir gara sığınmışım sanırsın
gece yarısı üçte sisli bir liman poyrazı şakağımda.
cebimde kırık bir kibrit, gözlerimde senin o tekinsiz yüzün;
hangi otobüs kalksa bu kentin son durağından,
bütün biletler sana kesilmiş, bütün saatler sana kurulmuş.
ne kadar kaçsam, o kadar teğet geçiyorum kendi intiharıma,
biz ki bu kentin en fiyakalı yenilgisini tattık seninle...
Gece yarısı batar içimdeki o ince, o keskin cam kırıkları,
Ne içimdeki yangın söner ne de bu sessizlik dağılır.
Bir insan kaç kere yarım kalabilir bir ömürde?
Kaç kere baştan başlar hiç varamadığı yarınlara?
Seni sevmek; bir uçurumun kenarında durup,
Rüzgâra karşı eksik bir türkü söylemekmiş meğer...
sen yoksun ya, lambalar bir bir söner bu bulvarda
yağmur vurur camlara, ben bir telefon kulübesinde sırılsıklam.
saatler çalıyor derim, o zehir gibi tıkırtı beynimde;
kavuşmak hikâyeydi zaten, bile bile girdik bu çıkmaza.
şimdi hangi meyhanede kadeh kaldırsam yokluğuna,
bir gecikmişlik duygusu bir infaz memuru gibi dikilir tam karşıma...
Senden sonra çay bile soğudu masalarda, sözler kısaldı,
Yüzümüzde biriken o ince çizgiler gidişinin haritasıdır.
Hangi kapıyı çalsak arkasında senin yokluğun bekler bizi,
Hangi takvime baksak hep o giden günün yaprağında takılıyız.
Varsın bütün yarınlar geç kalmışlığımıza yansın;
Biz seninle kavuşmayı değil, böyle kederle sevmeyi öğrendik...
Şimdi ne zaman bir sokağın başından kentin ışıkları görünse,
Gözlerimin önüne o son bakışın, o dilsiz gidişin gelir.
Sözler bitti sevgilim, takvimler tükendi, yarınlar silindi;
Geriye sadece geçtiğin sokaklara sinen kokun,
Ve benim bu koca şehirde bir ömür yarım kalan kalbim kaldı...
Gece, kentin en kimsesiz saatini vururken usulca,
Kapanır gecikmiş yarınların o ağır, o paslı kapısı.
Bir dağ rüzgârının getirdiği sızıyla, dumanlı bir bulvarın yağmuru yan yana...
Anlarız ki bu dünyadaki en büyük yenilgi;
Seni bir ömür geç kalmışlıkla sevmek,
Ve o hiç gelmeyen yarınların gölgesinde, bir bulvar lambası gibi tek başına kalabilmektir...
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.